Ağız mızıkasından değişik havalar...

Nasreddin Hoca, ekranlarda peş peşe görünmeye başlayınca; izleyiciler önce, Hoca’nın da genel modaya uyarak reklamlara çıktığını sanmışlar.
* * *
Oysa Hoca, bir uyarıda bulunmak için çıkmış ekranlara ve şöyle diyormuş:
-Atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu toprakların, gözünü budaktan sakınmayan kahraman evlatları ve aziz milletimizin sayın vatandaşları; şanlı tarihimizin gerektirdiği -altını çizerek söylüyorum- önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum size:
“-En azından bir süre için, uzun saplı ve altı üstü ince delikli kaplara koyduğunuz mısırı; mangal ve sobaların sıcaklığı üstünde sallaya sallaya patlatmaktan da hem vazgeçin; hem de naylon torbalar içinde satılan patlamış mısırlarla, kazanda kaynatılmış, yahut ızgarada kızartılmış mısırları, kimseye göstermeden alıp yiyin.
* * *
Nasreddin Hoca:
-Şanlı tarihimizin bir gereği olarak, size böyle bir uyarıda bulunmamın nedeni, diyormuş; Mısır’da yaşanan halk ayaklanmalarıyla, nasıl sakinleşeceği kestirilemeyen toplumsal çalkantılardır. Herhalde sizler de, Mısır’daki din kardeşlerimizin; bizleri patlamış, haşlanmış, kızartılmış mısır yerken görerek, alınmalarını istemezsiniz. Hatta bir süre için, mısır ununu, mısır yağını kullanmayı da askıya almanız yerinde olur sanırım. Sizleri 400 yıllık bir selamla selamlıyorum. Kendinize iyi bakın ve uyarılarımı kulak ardı etmeyin...
* * *
Bodrum’u sular seller perişan etmiş yine; caddeler, sokaklar, arabalar, villalar, siteler, mağazalar sanki bir Nuh tufanı ortasında kalmış gibi görünmede.
* * *
İzmir’in eski dava vekillerinden Cin Ali Bey’le Ruhi Baba da; Bodrum’un uğradığı su baskınlarından söz ediyorlarmış.
* * *
Ruhi Baba:
-Orası, diyormuş; eskiden sürgün cezası alanların gönderildiği, bataklık bir bölgeydi. “Halikarnas Balıkçısı” adıyla ünlü, yazar Cevat Şakir de, ceza olarak oraya sürülmüştü. Cevat Şakir, yaza çize, “mavi yolculuklar” düzenleye; Bodrum’un, gözde bir tatil kenti olmasına öncülük etti.
* * *
Cin Ali Bey de:
-Keşke, demiş; Cevat Şakir’i, Bodrum’a göndereceklerine, bir dağ başına gönderselerdi. Ola ki orası da sükseli bir tatil kentine dönüşür ve belki de adı “Tavanarası” anlamına da gelen “Taverna”ya çıkardı.
Bodrum’da olduğu gibi, su baskınlarına uğramaktan kurtulurdu insanlar da...
* * *
Alkollü içkiler konusunda bazı önlemler alınması; 24 yaşından küçük olanların, sağlığını koruma amacını taşıyormuş.
* * *
Gençlerin sağlığına böylesi bir titizliğin gösterildiğini öğrenen İncili Çavuş, güldü:
-Ah keşke, dedi; alkollü içkiden önce, biber gazıyla tazyikli su sıkma ve tekmeli coplu orantısız güç kullanmalar için bir önlem alınsaydı. Gençlerin sağlığı daha çok güvence altında olurdu.
* * *
Bir mizah yazarı, abuk sabuk açıklamalar yapan bir siyasetçiye kızmış:
-Darwin seni görmüş olsa, aldandığını anlardı, diyormuş; maymundan nasıl İNSAN’a dönüştüğümüz yerine, İNSAN’dan maymuna nasıl dönüşüldüğünü görürdü.
* * *
Bizim kuşağın, mesleğini bir “araç” olarak değil, bir “amaç” olarak benimsemiş hekimlerinden; Çocuk ve Erişkin Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vedat Sezer, kardeşi avukat Suat Sezer’in bir öykü kitabını göndermiş bendenize.
Kitabın adı “Merhaba Meyhanesi”...
* * *
Gençlerin sağlığı açısından, alkollü içkilerin denetimini üstlenmiş olanlar; ola ki gençlerin, “merhaba meyhanesi”ne ilgi göstermesini de sakıncalı bulabilirler.
* * *
Tunus diktatörü Bin Ali’yi anımsatan bir siyasetçi, bir halk ayaklanması karşısında kaçmaya başlar da, canını kurtarmak için bir gökdelenin tepesine çıkmaya çalışırken; ayağı kayar da düşmeye başlarsa, ne diye bağırırmış biliyor musunuz:
-Hemen tutup yakalayın beni, ben bir hırsızım, diye...
* * *
Nahit Kayabaşı’ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:

Dilek

İsterdim
İki yüreğim olsun
Biri durduğu zaman
Aşkımı yedeği korusun