"Amerikan rüyası"na işeyen Köyceğiz keçileri...

"Amerikan rüyası"na işeyen Köyceğiz keçileri...



Ulusal geliri kişi başına 32 bin dolar olan ABD'nin, tüketimi artırıp yaygınlaştırmak için, Hollywood yaşamı ve filmleriyle de pompalayıp etiketlendirdiği ünlü "Amerikan rüyası"; yani son model arabalar, denize karşı teraslı villalar, ünlü eğlence kentlerinde mutlu ve keyifli tatillerle "üst düzey bir yaşam hayali"; kişi başına düşen ulusal geliri 2.300 dolar olan Türkiye'ye de, önemli bir oranda bulaşmış durumda ya...
Bendeniz de, 1932'de Hazım Körmükçü'nün oynadığı ve şarkısının o tarihlerde pek meşhur olduğu "Lüküs Hayat" operet ve filminin yeni versiyonu "Amerikan rüyası" modasına ayak uydurmak için; önceki gece, yani bayramın ilk gecesi, TV'de bir film izledim.
Benim çocukluğumda da, ilk gençliğimde de, erişilebilecek en büyük lükslerden biriydi sinemaya gitmek...
Ve şimdi Köyceğiz'de oturmuş film seyrediyorum evde; işte tam gerçekleştirilmiş bir "Amerikan rüyası"...
Yaşasın bre be, heheheyt...
***
Film 2001 yapımıydı. Kanada'da Montreal'de geçiyordu. Robert de Niro ve Edward Norton ile iyice şişmanlamış olan Marlon Brando'nun; Montreal gümrük deposundaki pırlantalı, zümrütlü, altından antika bir asayı çalmak için, ortaklaşa planladıkları bir hırsızlık serüveninin filmiydi, "Komplo"...
Filmde Robert de Niro'nun siyahi sevgilisi, geçmişinden söz ederken şöyle diyordu:
- Vaktiyle de bir sevgilim olmuştu, ama onu İstanbul'da öldürdüler...
***
Bizim "Amerikan rüyası"nın içine, Köyceğiz'in pek sevdiğim keçileri işemiş gibi oldu.
Çünkü filmi izlemeye başlamadan önce de, ajans haberlerinde; İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın, İstanbul'la Ankara'da yakında yeni "terör olayları" olacağına dair duyumlar almış olduğunu açıkladığı bildirilmişti. Ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanlığı, İngiliz vatandaşlarını da bir kez daha uyarmıştı:
- Çok gerekmedikçe İstanbul'a ve Türkiye'nin büyük kentlerine gitmeyiniz.
***
Ne oluyordu yani, İstanbul lanetli bir kent durumuna mı geliyordu?
Filmlerde, İstanbul'da öldürülmüş sevgililer; ajans haberlerinde dış merkezlerin uyarıları:
- Gerekmedikçe İstanbul'a gitmeyiniz.
UEFA'nın kararı ise hepsinin üstüne tuz biber ekti. Galatasaray - Juventus, Beşiktaş - Chealsea maçları İstanbul'da değil, tarafsız bir ülkede oynanacaktı.
Başbakan Tayyip Bey, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nı da, UEFA'yı da hafiften azarlamaya başladı.
***
Soğuk Savaş bittikten sonra, özellikle Washington'dan fışkırıp, Türkiye'ye doğru da fıskıyelenen "terör" edebiyatı, nedense bir türlü netleştirilip saydamlaştırılamadı.
Oysa şunu unutmamak gerekir ki legal olsun, illegal olsun; nerede bir ölme - öldürme örgülenmesi varsa; öyle bir örgütlenmenin parasal boyutları milyarlarca doları aşar da, aşar...
İster adına El Kaide deyin, ister onun yan kolları olduğu iddia edilen, başka bir örgüt adı söyleyin; kampları, eğitimleri, yandaşları, silahları "tarihsel bir kahramanlığa ve cennetmekanlığa" hipnotize edilmiş fedaileriyle; hepsinin de muhtaç olduğu parasal boyut, milyarlarca doları geçer...
Beleşinden kurulup yönetilemez, binlerce kişilik "ölme - öldürme" örgütleri.
***
Şimdi gelelim önemli bir soruya:
- Yönettikleri ölümcül şiddet örgütlerinin liderleri, ceplerinde mi taşıyorlar örgütün muhtaç olduğu milyarlarca doları?
Bu "meblağ" mutlaka uluslararası bankalarda duruyordur. Ve uluslararası bankalar, bilirler o milyarlarca doların gerçek volümünü de, kaynaklarını da, kimler tarafından kullanıldığını da...
Lamsız cimsiz böyledir bu...
***
Şimdi gelelim başka bir soruya:
- Şiddet örgütleri, sadece patlayıcı yapımında kullanılan maddelere değil, daha başka tür silahlara da sahiptirler. Bu silahları üreten fabrikalar, bilmezler mi yaptıkları silahları kimlere ve kaça sattıklarını?
***
Ve bir yerlerde birileri öldürülüyorsa; mutlaka bundan çıkar sağlayan, yahut çıkar sağlamayı umut eden başka birileri daha vardır.
İstanbul'daki kanlı ve ölümcül şiddet eylemlerinden, kendilerine çıkar sağlamayı umut edenler kimlerdir?
***
Bütün bu soruların gerçek yanıtını, gerek Başkan Bush olsun, gerek AB üyelerinin siyasal yöneticileri ve uzmanları olsun; bilmezler mi?
Halk yığınlarına söylenen demagojik savurtmacalarla; olup bitenlerin gerçek nedenleri ve amaçları arasındaki fark, her zaman dağlar kadar...
"Terörist" bilinmeyen bir düşman mı acaba? Yoksa bilinen ve belki de özel olarak yaratılan, o nedenle de bir türlü bulunamayan bir düşman mı?
***
Bu arada bizim Kıbrıs sorunu da, kanlı cinayet depremleri arasında unutulur gibi oldu.
Oysa Avrupa Konseyi'nin; Kıbrıslı Rum Loizidu'ya Ankara'nın ödemeye mahkum olduğu 1 milyon dolarlık tazminatın ödenmesi için verdiği ikinci süre de, dün doldu.
Bizim siyasetçiler açıklamadılar ama, ajanslar bir haber daha geçtiler, "dün akşam Avrupa Konseyi'ndeki temsilcimizin, 1 milyon 100 bin dolarlık tazminatı Konsey'e verdiğine" dair...
***
Bir yanda siyasal demagojiler, hamasi babalanmalar... Bir yanda bilemediğimiz bambaşka siyasal denklemler, bilemediğimiz bambaşka gerçekler...
İster istemez kuşkulara düşüyor insan... Tevfik Fikret ne demiş, "Şüphe, bir nura doğru koşmaktır"...
Ve bizim "Amerikan rüyası" üstüne, işeyip duruyor Köyceğiz'in keçileri...