Bilmek bilmemek, bilmediğini bilmemek ve apışıp kalmak

Eklenme Tarihi15.08.2013 - 2:30-Güncellenme Tarihi14.08.2013 - 20:47

Yaz başından beri, Ramazan ve Ramazan Bayramı da bekleniyordu, GS-FB maçı da, Ergenekon davasının sonucu da... Hepsi bitti gitti işte; ne Ramazan Bayramı kaldı, ne GS-FB maçı, ne Ergenekon davasının sonuçları...
***
Bayramda annesiyle babasıyla bayram ziyaretlerine giden 4-5 yaş çocukları görüyordum. Tuhaf bir çağrışımla bizim 36 padişah geliyordu aklıma. Hiçbiri annesiyle babası arasında yürüyerek bayram ziyaretine gitmemişti.
***
Hiçbirinin yanağını ne annesi öpmüş, ne babası başını okşamıştı.
Onları saray sütanneleri emzirmişti. Hiçbiri ne annesini, ne sütannesini tanıyordu, hatta babasını da...
Erkek kardeşleriyle kız kardeşlerini ise, Kayı Aşireti, yani 1299 yılından beri ne tanıyordu, ne hatırlıyordu.
***
Osmanoğulları’nın Saray’ında aile yoktu. Britanya Adaları’nın İmparatoru Yurtsuz Jean’ın Sarayı’nda da aile vardı, Fransa İmparatoru Bourbon’ların Sarayı’nda da.
O sarayların kraliçeleri vardı, Osmanlı Sarayı’nın kraliçesi yoktu. Bir de Güneş’in Oğlu sayılan Japon İmparatoru’nun kraliçesi yoktu.
***
Yine geldik sayılır haftanın sonuna, Ağustos’un da 15’i. Yarın sabaha kadar kimbilir Avustralya Kıtası’nda, Asya, Afrika ve Avrupa’yla Amerika Kıtalarında kimbilir neler olacak; kimbilir kimler doğacak, kimbilir kimler ölecek...
***
Orta ve Yakındoğu da ise durum malum. Bizim Ceylanpınar’da da malum.
Bir yanda ölme ve öldürme dünyaları, bir yanda yaşama ve yaşatma dünyaları.
***
1808’de 13 yaşında tahta çıkan 2’inci Mahmut da özenmişti Avrupa’ya. “Yeniçeri” ordusunu görevden kaldırmıştı. 140 bin kişilik ordunun lağvedilişi “Vak’ai Hayriye” sayılmıştı. Yerine de “Mansure-i Muhammediye, Muhammedin zafer kazanmış orduları ocağı” kurulmuştu.
***
O sıralarda Asya’nın en akıllı imparatoru bizim “deli”, dünyanın da “Büyük” dediği Çar Nikola idi. Rusya’nın pencere ve kapılarını Avrupa’ya açmıştı. İçeri girmek de serbest, dışarı çıkmak da serbestti.
***
50 yıl içinde, Çaykovski’ler, Dostoyevski’ler, Gorki’ler, Turgenyev’ler, Tolstoy’lar fışkiyelenmişti Rusya’da.
***
1839’da da 16 yaşında tahta çıkan Abdülmecit’in sadrazamı İstanbullu Büyük Reşit Paşa “Tanzimat Fermanı”nı açıklamıştı.
***
Tanzimat Şairleri’nin en tanınmışlarından Ziya Paşa da şöyle yazıyordu:
Dolaştım diyarı küfrü beldeler kâşaneler gördüm
Mülk-ü İslamı gezdim sadece viraneler gördüm
***
Ziya Paşa, Bağdatlı şair Ruhi’ye bir “nazire-anma” olarak yazdığı “Terkib-i Bend”inde şöyle diyordu:
Gökte yıldız arar nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde (yolunun üstünde)
***
Ziya Paşa, bugün sağ olsa, başı belaya girer, “Mecazi anlamda iktidarı küçük düşürdüğü” için cezaevine konurdu.
***
Ziya Paşa, Hacı olmakla hava atan aksakallı Şeyhleri de taşlamış ve şöyle demişti:
“Çok Hacı’ların çıktı Haç’ı Zigri begalde” (koltuğunun altında)
***
“Kaçırmak” fiilinin “maddi” ve “mecazi” tablosuna bir göz atalım.
Gerçekçi anlamda kız ve kadın kaçırma. Pilotla yardımcısını kaçırma, treni kaçırma, vapuru kaçırma, uyuşturucuyu kaçırma.
***
Mecazi anlamda da, “aklını kaçırma, ağzından kaçırma, altına kaçırma, fırsatı kaçırma.”
***
Japonya kıyılarında, dalgalarla kayalara vurarak parçalanmış “Ertuğrul Fırketeyni’nin” kaptan paşalarından Amiral Ali Paşa’nın oğlu olan Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanı’yken, Ömer Hayyam’dan, “deliliğe övgü”ye kadar Doğu ve Batı’dan 500’e yakın dünya klasiklerini Türkçe’ye çevirttiği için adı “komünist”e çıkmıştı ve hem Bakanlık’tan alınmış ve Genel Kurmay’ın da boy hedefi olmuştu.
***
Hasan Ali Yücel, kendisine “komünist” diyen bir generali 1948’de dava etmişti.
Ankara 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi de:
“Komünizm, siyasi bir düşünce akımıdır, küfür değildir” gerekçesiyle davayı düşürmüş, reddetmişti.
***
Ertesi gün İstanbul basını şöyle manşetler çekmişti:
“Hasan Ali Yücel’in komünistliği kanıtlandı”...
***
Sosyolojik açıdan bizdeki halk deyimleri de keşke tarana bilseydi.
Halk boşuna:
“Sen seni bil sen seni, sen seni bilmez isen, patlatırlar enseni” dememişti.
***
Bir “Tanzimat şairi” olan ve Batılı sayılan Ziya Paşa bile şöyle diyordu:
Nush ila (uyarıyla) yola gelmeyene etmeli tekdir (azarlama)
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
***
Garp, yaratıcı kalemleri ödüllendirirken; Şark, eziyor, bitiriyor, yok ediyordu.
***
Refik Halit de okkanın altına gitmişti, Hüseyin Cahit de, Sabahattin Ali de...

Yazarın Diğer Yazıları
EtiketlerErgenekon