Buyurun bir şeker alın lütfen...

Ramazanın bitimindeki Ramazan Bayramı'na "şeker" adının ne zaman, neden ve nasıl yakıştırılmış olduğunu bilmiyorum. Herhalde birtakım rivayetler olmalı bu konuda da..."Şeker"in tarihi, kimyasal yapısı, doğadaki oluşumu ile insanoğlu tarafından da üretimine nasıl geçildiği uzun mu uzun bir hikâye...Sonunda kollarını açıp, Ramazan Bayramı ile de sarmaş dolaş olmuş işte...* * *Ref'i Cevat'ın 45 yıl önceki bayram yazılarını düşünüyorum. Hemen her bayram, eski bayramları yazardı...Hem kolay, hem zordur anılar kuyusundan gizli bir çıkrıkla yazı çıkarmak...Kolaydır, çünkü çalakalem satırlara boca edeceğin bol malzeme vardır.Zordur, çünkü "sana öyle gelmiş ve görünmüşü", zamanın süzgeci bambaşka bir çerçeve içine oturtmuştur. Tıpkı çocukken sana "yaşlı ve büyük" olarak görünen insanların, o tarihlerde 25-30 yaşlarında olmaları gibi...* * *Bayramlarda ziyarete gelen misafirlere; bir tarafında badem şekeri, bir tarafında latilokum bulunan, ortası kavis saplı özel şekerliklerde şeker tutulması...Misafirlerin, istisnasız hepsi, önce parmaklarını uzatıp bir badem şekeri alırlardı ve ısrar başlardı:- Buyurun lokum da alın...Israra dayanılmaz, badem şekerinden sonra, lokum da alınırdı.* * *Ah nasıl isterdim, bizden önceki kuşağın yazı adamlarıyla yeniden buluşmayı... Özellikle de, Ref'i Cevat gibi, Paris'te uzun yıllar bulunmuş olanlarıyla...Onlara ikram edeceğim şey, akıllarını başlarından almakla kalmayacak, bir internet volesiyle Uzay Mekiği'ne fırlatacaktı.* * *Ne mi ikram edecektim onlara?Sultan Abdülaziz ve III. Napoléon dönemlerinin ünlü ressamı Courbet'nin, "Wikipedia ansiklopedi sitesi"nden ekrana taşıyacağım Musée d'Orsay'deki "L'origine du monde" tablosunu...* * *Adını "Dünyanın başlangıcı" olarak da çevirebileceğimiz tablo, erotik sanat yapıtlarının en azıtmış olanlarındandı.Geriye doğru anadan doğma yatmış bir kadının, büyük planda tüylü vajinasını gösteriyordu.* * *Eski yazı adamlarına Şeker Bayramı ikramı olarak, internette Courbet'nin, çeşitli skandallara neden olmuş tablosunu sunmak istememin nedeni; ne sadece teknolojideki mucizevi aşamaları göstermek, ne de erkeksi takılmalara geçmişten uzantılı bir sürpriz yaratmaktı...1866'da ressam Courbet'ye o tabloyu, erotik koleksiyonuna katma gerekçesiyle, Osmanlı devletinin eski Saint-Petersbourg Elçisi Halil Şerif Paşa ısmarlamıştı.* * *Enis Batur ile Taner Timur'un da ilgisini çekmiş olan Halil Şerif Paşa, Mısır Hidivi'nin yakını, zengin mi zengin bir paşanın oğluydu. Sultan Abdülmecit döneminde, çağdaş görünümü ve alafrangalığı ile "Batılı bir tip" olarak, Osmanlı devletinin önde gelen diplomatlarından biri olmuştu.Halil Şerif Paşa, ne kadar İslam dünyasının, ne kadar Mısır zenginlerinin, ne kadar Osmanlı devletinin, ne kadar Jön Türk hareketinin, ne kadar Fransız üst düzey sosyetesinin adamıydı?Fransa'da da epey merak uyandırmış bir portreydi Halil Şerif Paşa...* * *Kendisi, Çar II. Nicolas'nın da dostu olarak, Saint-Petersburg'da diplomatlık dönemini kapattığında; kapağı Paris'e atıp, en fiyakalı semtlerden birinde, değerli antika eşya ve ünlü ressamların tablolarıyla donatılmış bir malikânede yaşamaya başlamıştı.Bir Şeker Bayramı'nda, yeryüzünden ayrılmış eski yazar dostlara ressam Courbet'yi, depremler yaratmış tablosunu ve Halil Şerif Paşa'yı aynı tepside sunma özlemi çekmemin temel nedeni, bir kez daha gündeme gelen "onlar-biz" ayrımının, üç boyutlu bir filmini gözden geçirmekti."Onlar" dediğimiz sadece "Hıristiyanlar" mıydı, yoksa üretim teknolojisinde Japonya'yı da içeren "çağdaşlık" temsilcileri miydi?"Biz" dediğimiz sadece "Müslümanlar" mıydı; yoksa, üretimde değilse de, tüketimde çağdaşlığa özenen belirli bir kesimle birlikte, tümden hepimiz miydik?* * *Kurnazlık, kazık atma ve kaba kuvvetle övünme; yerel kültürümüzün önemli tuğlalarından sayılabilir miydi?İçeride "biz, biz, biz" diye bitmeyen bir dümbelek çalanlar; kaşla göz arasında Halil Şerif Paşa türü bir yaşamın kuyruğunu yakalamaya çalışmıyorlar mıydı?* * *Bu tür meraklara ne "kışla" parfümlü siyaset yanıt verebiliyor; ne de, "cami" parfümlü siyaset...Belki eski yazı dostları, daha saydam bir içtenlikle açıklarlardı bize özgü böyle bir Şark oportünizmini...Courbet'nin tablosuna da, çaktıra çaktırmaya, uzun uzun bakarak; tıpkı bendeniz gibi...Kutlu olsun bayramınız dostlar... c.altan@prizma.net.tr Şeker Bayramı'nın adı, Kurban Bayramı'nınkinden çok daha sevimli, çok daha şıkırtılı...