Davulun sesi uzaktan...

İsveç’te, erkeklerin hayatındaki konuşma ve sohbet konuları 3 döneme ayrılıyormuş:
1- 15-20 ila 35-40 yaşları arasındaki ağırlıklı konu; flört, aşk, sevi, sevda, çapkınlık serüvenleri üstüneymiş.
2- 40-45 ila 60-65 yaşları arasındaki ağırlıklı konu; hangi yemeğin nasıl yapıldığı, en iyi lokantaların hangileri olduğu, kimin en çok hangi yemeği sevdiği üstüneymiş.
3- 60-65 ila 75-80 yaşları arasındaki ağırlıklı konu da; çekilen peklik, sırt ağrılarıyla bel ağrıları ve uyku sıkıntıları üstüneymiş.
* * *
İnsan, Türkiye’deki durumu da merak ediyor.
Herhalde bir kutuplaşma da; kırsal kesim erkekleriyle, kentsel kesim erkekleri arasında olmalı...
* * *
İstanbul’un burjuvalaşmış semtlerinde erkek hayatlarının, hangi yaş dönemlerinde hangi konulara ağırlık verdiği; İsveç’tekine bir hayli paralel olmalı...
* * *
Burjuva sınıfı,”kazanç kaynağı” açısından olmasa da; yaşam düzeyi açısından evrensel bir sınıf...
Darwin’in “evrim teorisi”ne ve insanın, maymundan dönüştüğü görüşüne aşırı bir tepki göstermeyen; olsa olsa gülüp geçen bir sınıf...
* * *
Köylü sınıfı ise yerel ve yoksul bir sınıftır.
Öldükten sonra, kutsal bir mutluluğa layık olma çabası; en temel ilkedir, o tür yaşamlar için.
İnsanın, Adem ile Havva’dan değil de; maymundan dönüştüğü görüşü, tepesini attırır onların.
* * *
2010 yılında, İstanbul’da çıkan 18 bin yangında 233 kişinin yanarak ölmesi; “köylülük koşullanmasından” çıkamamışlar için sadece 2 kelimelik bir olaydır:
-Kaderleri öyleymiş.
* * *
İsveç düzeyindeki bir burjuva sınıfı içinse:
-Böyle bir felaket, olacak şey değildir. Kentteki inşaat sakatlığını, oralarda yaşayanların bilinçsizliğini, itfaiye örgütünün cılızlığını gösterir.
* * *
Köylü ağırlıklı toplumlarda çok kolaydır, gündemi sık sık değiştirerek, anlamsız tartışmalarla oyalamak insanları...
Örneğin Darwin’in “evrim teorisi” de; şöyle birkaç günlüğüne girmedi mi gündeme...
* * *
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, Rusya’dan sonra dünyada en çok mahkûmiyet alan Türkiye’nin ceza olarak milyonlarca dolar cezayı neden ödediği yerine; maymunun gelişerek İNSAN’a dönüşüp dönüşmediğini tartışmak, çok daha değişik bir ekran oyalanmasıydı.
* * *
Üstelik bir ilkokulun 5’inci sınıfında, “evrim teorisi”ni anlatan bir öğretmenin cezalandırılması; köylü kökenli yığınları kızdıracak bir olay da değil.
* * *
Hadi bizden de; Darwin’in, tüm dünyayı ırgalamış olan bilimsel dehasına kadeh kaldıran bir fıkra:
Dünyada, uzun menzilli füzelerle karşılıklı binlerce atom bombasının patlatıldığı bir savaş çıkmış ve bir tek insan bile kalmamış yeryüzünde...
* * *
Gine’nin balta girmemiş ormanlarındaki bir ağaç dalının üstünde biri dişi, biri erkek 2 maymun; karşılıklı hüzünlü gözlerle birbirlerine bakıyorlarmış.
* * *
Sonunda erkek maymun, dişiye:
-Yeniden başlasak mı, yoksa değmez mi, demiş.
* * *
2’nci Dünya Savaşı sırasında da, bir İngiliz pilotu; her gece bir “uçuş alarmı”yla birlikte uçaklara koşup binmekten de; uçaklarda bir süre bekledikten sonra, uçuşun iptal edilmesinden de usanmış.
* * *
Kendisinin yerini alması için, bir maymunu eğitmeye başlamış.
Önce maymuna, hava kuvvetlerine bağlı bir subay üniforması giydirmiş.
Sonra da her “uçuş alarmı” verildiğinde, var gücüyle uçağa koşmasını ve alarm iptal edilinceye kadar uçakta beklemesini öğretmiş.
* * *
Epey bir zaman gayet iyi gitmiş durum. Kimse, her alarmda uçağa koşan pilotun, bir maymun olduğunu fark etmemiş.
* * *
Ancak bir gece alarmdan sonra uçuş emri verilmiş ve uçaklar havalanmış.
* * *
Kendi yerine, eğittiği maymunu geçiren pilot:
-Allah kahretsin, diyormuş; beni hemen hava kuvvetlerinden attılar. Sineye çektik onu. Ama şu sırada düşünün ki, benim eğittiğim o maymun, hava kuvvetlerinde bir general...
* * *
Şimdi yine siyasal tartışmaların gündeminde, “Başkanlık düzeni” konusu da var...
* * *
28 yaşından küçük 40 milyon genç arasında; erkekler ne konuşuyor bu konuda, kadınlar ne konuşuyor bilmiyoruz.
* * *
İsveçlilere göre, erkeklerin aşk konuşması lazım.
Bendenize göre, kadınların da öyle...
* * *
Burjuva çevreleri, sivil bir diktadan korkuyorlar...
Köylü kökenliler ise herhalde:
-Kader, diyorlardır; ne olacaksa o olur...