Dipsiz kile, boş ambar...

Buna karşılık İstanbulda yapılan Eurovision yarışmaları sırasında, fırsat bu fırsat mantığıyla, Türkiyedeki tarihi zenginliklerin de tanıtılması için yapılan harcamaların toplamı, milyonlarca doları bulmuş...Nasreddin Hocaya sormuşlar:- Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?Hoca:- Biz de, demiş, eski uygarlıklar üstünde bilinçsizce bağdaş kurmuş oturan garip bir antikayız. Hiç kullanılmayacak havaalanlarına yatırımlar yapar, 5 bin yargıcı yoksulluk sınırının altında yaşatır, Batmanda kimsenin bilmediği gizli petrol depoları üstünde çarşılar kurarız... Okuma - yazma bilenlerimiz, okumayla yazmayı; fakülte mezunlarımız aldıkları diplomayı; bilimcilerimiz de donanımlarını hiçbir zaman yeterince kullanmaz.- Peki Hoca, neden böyleyiz biz?- Antika olduğumuzdan yahu... Biliyorsun eski antika saatlerin de bazen özel dilleri vardır. Kimi, saat 3.15ken, 17.20yi gösterir; saat 5.50yken de gece yarısını... ABye girmeyi neden istiyoruz; ayarımız düzelsin, diye...***Ankaradaki siyasal gerilimler, eski Rumeli folklorunun ünlü bir kahramanı Deli Dılaca öykülerini anımsatır genellikle...Genç bir kız olan Deli Dılacanın evine görücüler gelmiş:- Annen nerde evladım, diye sormuşlar.Deli Dılaca:- Annem kavgaya gitti komşuya, demiş.- Neden kavgaya gitti ki komşuya?- Komşu iddia ediyor ki, ben kuyularının içine şey etmişim. Annem de diyor ki, içine şey etmedi, kıyısına etti; sonra ayağıyla itti içine. Saç saça baş başa kavga ediyorlar şimdi...***İncili Çavuşa sormuşlar:- Neden muhalefet sözcüleri eskisi kadar dinlenmiyor?İncili Çavuş:- Aşırı bozuk çalıyorlar da ondan, demiş.- Neden aşırı bozuk çalıyorlar peki?- Hep eskiden kalma plakları çaldıkları için...***Doktor, kendisine gelen hastayı muayene ettikten sonra:- Önce, demiş, sigarayı bırakın.- Ben sigara içmem ki doktor...- Öyleyse içkiyi bırakın.- Ben içki de içmem...- Kahveyi bırakın.- Ağzıma koymam kahveyi de...Doktor:- Hım, demiş, şayet vazgeçebileceğiniz bir şey yoksa, ben sizi kurtaramam.Başkan Bushun durumu da biraz öyle galiba... Vazgeçebileceği hiçbir şeyi yokmuş gibi görünüyor.O nedenle de seçimlerde kurtarması zora benziyor başkanlığı...***Amerikanın Iraktaki işkence uzmanına sormuşlar:- Nerede öğrendiniz işkencenin bu kadar korkunç ve hunharcasını?Uzman:- Ben, demiş, vaktiyle Singsing Hapishanesinin baş celladıydım. Bildiğiniz gibi idam cezalarını elektrikli sandalyede infaz ederdik. Bazen elektrik kesilirdi infaz sırasında. Ben infazı durdurmaz, mum aleviyle sürdürürdüm uygulamayı...***Brüksel dolaylarında adamın biri, bir "cafe"ye girmiş, gidip bir pencerenin dibine oturduktan sonra, bir bardak şarap söylemiş. Tüm dikkatiyle gözleri dışarıda, şarabından iki yudum ya içmiş, ya içmemiş; birden kapının önüne fırlayarak:- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı, diye bağırmış.Tekrar dönmüş yerine. İki yudum şarap daha içmiş ve yine kapıya koşarak, başlamış bağırmaya:- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı...Adam şarabını bitirinceye dek, en azından beş kez kapıya seyirtip devam etmiş bağırmaya:- Yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı...Sonunda barmen, merakla adamın yanına gelmiş:- Neden öyle ikide bir kapıya koşarak, yeşilli taraf yukarı, yeşilli taraf yukarı, diye bağırıyorsunuz, demiş.Adam:- Efendim, demiş, karşıdaki bahçeye ağaç diktiriyorum. Ancak bulduğum kişiler daha önce Türkiyede bürokrasinin emrinde çalıştıklarından, her şeyi ters yapmaya alışmışlar. Fidanların da köklerini havaya doğru kaldırıp, ağaçları tepetaklak dikmeye kalkıyorlar, onlara bağırıyorum.***Şimdi AB de aynı ricada bulunuyormuş Ankaraya:- Lütfen yeşilli taraf yukarı doğru dikiniz ağaçları... c.altan@prizma.net.tr AMERİKALILARIN yaptığı Troya filmi dünyada gösterime girince; İstanbul Arkeoloji Müzesinin, tahsisat yokluğu nedeniyle 9 yıldır gerekli personel alınamadığı için kapalı duran Troya bölümü hemen açılmış.