Kargalar

Ne güvercinler gibi kent avlularının romantik avaresi, ne serçeler gibi sokakların sevimli bacaksızlarıdırlar.
Bağ bahçe tarlaların gözü kara bıçkın haytalarıdır onlar?
Kırlangıçlar gibi büyük serüvenlerden hoşlanmaz, keklik, çulluk, bıldırcın gibi, insanların sofra lezzeti olmaya da asla adaylık koymazlar.
*
Simsiyah tüyleri, vücutlarına göre uzun ve dik gagaları, kuşkusu küstahlığına gizlenmiş uzun menzilli bakışlarıyla, işi hergeleliğe vurmuş manastır kaçkını hırsız rahiplere benzerler.
Yaşam pratiğinde karşı konmaz bir haraççılığı da meslek edinmişlerdir.
Tıpkı bizler gibi kiraza, mısıra, ayçiçeğine ve cansız ete bayılırlar.
*
Onunla ilk kez dört yaşındayken Edirne’de tanışmıştım. Kanadından yaralanmış bir karga yavrusuydu. Bahçemize konmuştu, uçamıyordu.
Benimle haşır neşir olan evlatlığımız Sadakat, avuç büyüklüğündeki yavru kargayı kediler yemesin diye usulca yakalamış, bana da sevdirmişti.
*
Sonra babaannem, kanadının altına zeytinyağı sürerek iyileştirmişti onu.
Yaralı karga yavrusuyla dört beş gün, az yaşanmış dostluklardan birini yaşadık.
Ben dört yaşındaydım, o da yaralı bir karga yavrusuydu.
*
Bizim yavru karga bir gün kayboldu.
Kediler mi yedi, doğasına uygun olmayan fazla sevilmişliği mi reddetti, anlayamadık.
Ama ben, dört yaşımda kediyle gökyüzü arasında çok sevdiğim bir küçücük sevgiliyi kaybetmenin hem acısına, hem şaşkınlığına uğradım.
*
Dokuz yaşımda karganın tilkiden daha akılsız olduğunu öğretmeye kalktılar bana. Uçamayanın uçandan daha akıllı olacağına çocuk aklım hiç basmadı ama La Fontaine’in hatırına, tilkinin kargadan daha kurnaz olduğuna inanmak zorunda kaldım.
*
Biz 1903’ten bu yana aynı mekân içinde otururuz...
Annem kargaların iki yüz yıla yakın yaşadığını düşündüğü için, bana keyfince oraya buraya konan bir karga gösterirdi:
- Bak, bu benim çocukluğumun kargası, gayet iyi tanıdım, hâlâ dolaşıyor, derdi.
*
Annemin çocukluğundan kalma bir kargayı teşhisindeki büyük isabete hemen inandığımdan, ağaçlar arasında bir şeyler aramaya çalışan, hem gün görmüş, hem de anamın çocukluğunu görmüş kargalara bir gönül selamı gönderirim her zaman.
“Bunlar benim de çocukluğumu biliyorlardır” diye geçiririm içimden.
Artık onlardan başka çocukluğumu bilen pek de kimse kalmadığını düşünerek.

DİĞER YENİ YAZILAR