Masal

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken devrin işkembesi geniş, cebi derin büyük dalkavuk-ları Hazreti Süleyman’a bir muazzam elmas hediye etmişler.
Elmas ama ne elmas; portakallar yanında fındık kadar kalıyor, içinde renk renk güneşin ışınları tutuşuyormuş.
Elmasın üzerine eğilenler, bal peteği gibi altı köşe yontulmuş yüzlerce satıhta kendi yüzlerini binlerce defa görüyor, bu muhteşem mücevhere ellerini bile sürmeye cesaret edemiyorlarmış.
*
Yalnız işte küçücük, miniminicik bir kusuru varmış bu kocaman elmasın.
Ta ortasında belli belirsiz bir kıl duruyormuş. O kıl da olmasaymış, dünyanın sekizinci harikası olacakmış.
Hazreti Süleyman etrafındaki dalkavuklara:
- Acaba çıkarılamaz mı, demiş.
*
Çıkarılırdı, çıkarılamazdı; kimi diliyle taşı yalamaya kalkmış, kimi ince iğneler aramaya koyulmuş; netice hepsi aczini itiraf etmiş.
Kıl, kafa ve düşünce sahibi insanların aklına takılan bir fikir gibi öyle elmasın ortasında duruyor, Hazreti Süleyman’ı müthiş rahatsız ediyormuş.
*
Nihayet bir de hayvanları denemeye karar vermişler.
İnsanların beceremediklerini belki hayvanlar becerir diye ümitlenmişler...
Bütün yaratıklara haber salınmış:
- Hazret Süleyman’a koşunuz, elmasının ortasındaki kılı çıkarmak şimdi size düşüyor.
*
Aslanlar kükremişler, kaplanlar pençelerini germişler, zürafalar boyunlarını uzatmışlar...
Nafile nafile... Kıl elmasın içinden çıkmıyor... Melül mahzun öyle duruyor...
Hazreti Süleyman’da bir kırgınlık, bir sıkıntı...
*
Sonunda bir kara böcek zızzz diye uçarak gelmiş. Hazreti Süleyman’ın kulağına sokulmuş:
- Ben çıkarırım bu kılı, demiş. Yalnız şartlarımı yerine getirin.
*
Şartlarını sormuşlar. Kırk gün elmasla bir kutu içinde kapalı kalmak istiyormuş böcek... Ne yapsınlar:
- Peki, demişler...
Ve böceği elmasla bir kutuya kapamışlar...
*
Bir gün, iki gün üç gün, beş gün... Kırk gün geçmiş... Merakla açmışlar kutuyu... Elmas öyle duruyor, böcek de yanında duruyormuş.
Sadece böceğin azıcık kıçı parlıyormuş... Hemen elmasa eğilmişler. Kıl yine eski yerindeymiş. Böceğe dönüp:
- Ee, ne oldu, demişler, kılı çıkaramamışsın.
Böcek kaşlarını kaldırıp, gözlerini süzerek boyun kıra kıra:
- Bana ne ayol sizin elmasınızın kılından, ben alacağımı aldım, demiş...
*
Ortasındaki kılıyla büyük bir elmas ve kıçı parlamaya başlayan birtakım böcekler...
Hayat bazen masallara benziyor.