Neler yapmadık şu vatan için; kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik Orhan Veli

2 erkekle 1 kadın, bir fırtınada batan bir vapurdan zar zor canlarını kurtararak ıssız bir adaya sığınmışlar.
* * *
Bir ayın sonunda kadın, 2 erkekle yaptıklarından o kadar iğrenmişti ki, dayanamayıp intihar etmiş.
* * *
İkinci ayın sonunda da 2 erkek, kadının ölüsüyle yaptıklarından çok iğrenir olmuşlar ve kadını gömmüşler.
* * *
Üçüncü ayın sonunda ise, 2 erkek birbirlerine yaptıklarından hem utanmaya, hem de sıkılmaya başlamışlar ve kadının ölüsünü gömdükleri yerden yeniden çıkarmışlar.
* * *
Hani söz aramızda, Orta ve Yakındoğu ülkelerinin gerek kendi içlerinde, gerek kendi aralarında; nasıl olduğunu pek kimsenin anlamadığı değişimleri anımsatan garip bir fıkra...
* * *
İstanbul’da fabrika yangınları arttıkça arttı; ta Tuzla’dan, Sütlüce’ye dek...
Bazı “komplo” meraklıları, kuşkulu kuşkulu soruyorlar:
- Acaba, diyorlar; iflasın eşiğine gelmiş bazı fabrika sahipleri, yüklü bir sigorta parası almak için, kendileri mi yakıyor fabrikalarını?
* * *
Hiç sanmıyoruz.
Fabrika sahipliği, pahalılık nedeniyle paçası tutuşan aile babalığından çok farklı. Aileden kalma antika eşyayı satışa çıkarmaya benzemiyor o.
* * *
Üretimleri çok kolay tutuşacak türden olan fabrika sahipleri, çoğunlukla fazla para gitmesin diye, gereken önlemleri almıyorlar. Fabrikalarını da tehlikeye atıyorlar, içinde çalışan işçileri de...
* * *
Sigorta şirketleri de, gerekli incelemeleri yapmadan, paraları öyle hemen tos etmiyorlarmış.
* * *
Annelerle babalar:
- Şimdi kalkarsan seni döverim diye, çocuklarına en çok ne verirler?
- Gözdağı...
- Neden o kadar kolay verirler gözdağını?
- Bedavadır da ondan, dışarıdan alınmaz.
* * *
Bazı diplomatların kulakları çınlıya...
* * *
Bir sirk müdürünün karşısına ufak tefek bir genç dikilmiş:
- Ben, demiş; kuş numarası yapıyorum. Görmek ister misiniz yaptığım numaraları?
Müdür:
- Taklit yapan çok sanatçı var bizde, demiş; hiç zahmet etmeyin.
* * *
Genç, işe alınma olanağının kapandığını görünce, üzülerek boynunu bükmüş ve açık pencereden uçarak çekip gitmiş.
* * *
Böyle bir fıkrayı en çok kimlerin sevdiği konusunda bir anket yapılsa, acaba kimler öne çıkardı?
Başı karakollarda yahut mahkemelerde dertte olanlar mı?
Siyasi toplantılara katılmak zorunda olanlar mı?
Alacaklısıyla karşılaşmış olan borçlular mı?
Tehlikeli bir durumda kalan zamparalar mı?
* * *
Bir soru da şu:
- Sirk müdürü acaba üzülmüş müdür genci işe almadığına?
Tahmin edersiniz ki, bakanlar da almazdı.
* * *
Av. Tamer Aktop’tan da küçük bir fıkra:
İlk doğumunu yaptıran stajyer doktor, yanında kendisini izleyen hocasına sormuş:
- Nasıl buldunuz hocam?
* * *
Profesör:
- İyi, iyi, demiş; yalnız doğumdan sonra, annenin poposuna değil, bebeğin poposuna şaplak vurulur.
* * *
Ahmet Haşim’den bir şiirle bitirelim yazıyı:

Sonbahar

Bir taraf bahçe, bir taraf dere
Gel uzan sevgilim, benimle yere;
Suyu yakuta döndüren bu hazan
Bizi gark eyliyor düşüncelere...