Sakarlık

Gündem yine çok yoğun, zaten hangi gün çok yoğun değil ki...
Bayramın 3’üncü günü, kent içi ve kentler arası yollarda trafik kazasına kurban gitmiş ölü sayısı 60’ı, yaralı sayısı da 249’u bulmuştu.
Bu sayı pazar gününe kadar kim bilir kaça çıkacak daha...
* * *
Ülke sorunları bir yana, bir de insancıkların kendi özel sorunları var. Şoför dostum Hüsnü’nün Ümraniye’deki evinin en üst, yani 5’inci katında, 95 yaşlarında bir ihtiyarcık oturuyormuş tek başına; çoluğu çocuğu, torunu tosunu hepsi Almanya’daymış.
* * *
95 yaşındaki ihtiyarcık, bayram başlamadan 1 gün önce atıvermiş kendisini pencereden aşağı.
Ölmemiş de, sadece bacakları kalçası falan kırılmış, hastaneye kaldırmışlar.
* * *
Bizim Solmaz da 5 günlüğüne Köyceğiz’e gitti.
Neyse ki kızım Zeynep, sahip çıkıyor babasına Solmaz yokken; yaş 85’in ortasına geldi mi, kişisel sakarlık da kendiliğinden artıyor.
* * *
Şu sırada bir de elektrikli çaydanlığın üstündeki demlik kapağının tutamağı çıktı yerinden; onu yerli yerine yapıştırmayı da bir türlü kıvıramadım.
* * *
Hani nerdeyse ülke sorunlarına çözüm üretmek, bir demlik kapağının tutamağını yapıştırmaktan daha kolay vallahi.
* * *
Solmaz gitmeden önce internetteki “google, arayıp bulma motoru”nda bir karikatür göstermişti.
Karikatürü çizen sanatçının adını göremedim ama, karikatürü harikaydı.
İspanya’da bir boğa insanları kovalıyordu, Türkiye’de de insanlar bir boğayı kovalıyorlardı.
* * *
Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, Hollanda’nın velhasıl AB üyesi ülke kentlerinden hangisinin arasında, Van köyleriyle Nişantaşı arasındaki kadar fark vardır?
* * *
T.C.’nin oldum bittim en büyük aksaklıklarından biri de, hiç şeffaf olamaması.
Şeffaflıkta Finlandiya’nın tam 59 basamak altındayız.
* * *
Şimdi artık herkes de kabul ediyor ki, biz “okuma-yazma” birikimlerinden yoksun, “şifahi” bir toplumuz.
* * *
Şayet bendenize göre 3’üncü kuşak militerlerimizin anaları, yahut büyük anneleri, Esat Mahmut Karakurt’un 1933’te yazdığı “Dağları Bekleyen Kız” romanını okumuş olsalardı; acaba militerler yine “asayiş” sorunu olarak mı görürlerdi Kürt sorununu?
* * *
Bu arada bir göktaşı, yani bir “asteroid” de, Ay’dan daha yakın geçmiş dünyamızın yanından; çok büyük bir şey değil, büyük bir uçak kadarmış.
* * *
ABD’de Wall Street’in yanındaki bir avuçluk “Zuccoti Park”ta, gençlerin protestosu da, sürüp gidiyor.
* * *
Bu arada 37 yıl önce yazdığım bir yazıdan da bazı alıntılar yapmak geldi içimden:
“1- Dolmuştan inerken rahatsız ettiğiniz kişilere ‘mersi’ demeden kapıyı çarparak çekip gidiyor musunuz?
2- Kafayı çekerken kimlere nasıl dayak attığınızı anlatmaktan hoşlanıyor musunuz?
3- Ülkenin yükselmesi için önce ahlakın düzelmesine inanıyor musunuz?
4- Avrupalı erkekleri boynuzlu, Avrupalı kadınları da orospu olarak görüyor musunuz?
5- Otobüs biletçilerine ‘Ben kimim biliyor musun’ diye babalandığınız oluyor mu?
6- Lokantada garsonları tabağın kıyısına çatal vurarak mı çağırıyorsunuz?
7- Suratınız hep asık mı?
8- Gülüşerek konuşan gençleri hafif ve zirzop buluyor musunuz?
9- Cinsellik, hiç sözü edilmemesi gereken ayıp bir konu mudur?
10- Birçok bozukluğun 3-5 kişiyi sallandırmakla düzeleceğini kabul ediyor musunuz?”
* * *
37 yıl önce yazılmış bir yazıdan 10 madde sadece...
O yıllarda ne cep telefonu vardı, ne de özel araba sayısı artmıştı bu kadar.
* * *
Ama sınır ötesi askeri operasyonlar ya başlamış, ya başlamak üzereydi.
* * *
Kendiliğinden uzatılmış bir bayram tatili süresince enseyi de karartmamak gerek...
* * *
Karartmamak gerek, madem ki “Burjuva enternasyonalizmi”nin gerek araba reklamları, gerek elektrikli pil reklamları, gerek özel yüzme havuzlu gökdelen sitelerinin reklamları, gerek elektrikli tıraş makinesi reklamları, gerek mobilya reklamları; en acıklı haber görüntülerinden bile sonra, ekranlardan tekrar, tekrar, tekrar, tekrar geçmede...
* * *
37 yıl sonra da kim bilir neler olacak?..