Bendenizin izlediğim televizyon, bizim klimalı tek odada kapının yanındaki duvara arkasından bağlı.
Altında da tekerlekli uzunca bir sehpa var. Sehpanın üstünde Digitürk’ün uzaktan düğmeli el kumanda aleti ile verilen elektronik komutlara göre TV kanallarını değiştiren, -hediyelik bir çikolata kutusu büyüklüğündeki- siyah kutusu duruyor.
* * *
Sehpamın alt rafında da, DVD oynatıcısının çok daha büyük olan siyah kutusu var.
* * *
TV’yi uzaktan açıp kapatmak için kullanılan en aletinin düğmesi tam 40 tane...
* * *
Digitürk kutusunun uzaktan el kumanda aletinin düğmeleri de 30 tane.
Onda da sadece kanalları değiştiren, üstü rakamlı düğmelerle; sesi azaltıp çoğaltmayı ve bir üst kanalla bir alt kanala geçmeyi sağlayan yayvan düğmeleri kullanmayı biliyorum.
* * *
DVD oynatıcısının uzaktan el kumanda aletinde ise düğme sayısı 40.
* * *
Kusura bakmayın ama bendeniz sıkıldım, önünde oturduğum duvara yapışık masanın üstündeki toplam 11O düğmeli el aletlerini anlatmaya çalışmaktan
* * *
“İletişim” konusu; cep telefonuyla çektiğin fotoğrafı, saniyesinde İstanbul’dan Sidney’e, yahut New-York’a gönderebilme konusu...
* * *
Aklıma nedense birden 1835’de elektrikli telgrafla Mors Alfabesi’ni icat eden Amerikalı mucit Morse geldi.
Sonra da ilk çektiğim telgrafı hatırladım. Galatasaray Lisesi’ni bitirdiğim gün, lisenin karşısındaki postaneye gitmiş ve babama; “Babacığım liseyi bitirdim” diye bir telgraf çekmiştim.
* * *
Acaba telgrafla iletişimin dünyaya yayılması ne kadar zamanda oldu ve kaç yüz milyar telgraf direğiyle, kaç yüz milyon kilometre tel kullanıldı?
* * *
Bugün dünyada kaç milyar çanak anten kullanıldığını nasıl pek kimse bilmiyorsa, herhalde onu da bilenler yok gibi...
* * *
Telgraf, Türkiye’ye 1855’de gelmiş; hem de Edirne’yle Varna arasına. Nasıl gelmiş de kullanılmış, bendeniz çözemedim; çünkü 1933’de Edirne’de hala elektrik yoktu.
* * *
Morse’a gelinceye dek, “telgraf”ı bulma çabalarının tarihi ise, tam bir yılan hikâyesi...
* * *
Bizdeki PTT’nin geçmişi de öyle...
Bir “nezaret-bakanlık” oluyor, bir  “Müdür-ü Umumilik-Genel Müdürlük”...
* * *
İttihat ve Terakki’nin 3 ünlü paşası Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa...
Talat Paşa, sivil bir paşa ve “Posta Telgraf Nazırlığı” da yapmış.
* * *
Refik Halit de, Posta Telgraf Genel Müdürlüğü...
* * *
Matbaa, icadından 300 yıl sonra gelebilmişti İstanbul’a..
Demiryolları 100 yıl kadar sonra.
Telgraf, 30-40 yıl sonra.
Sinema daha hızlı.
Cep telefonu ise hemen...
* * *
Bendenizin çocukluğunda Avrupa devletlerinin posta pullarından bir koleksiyon yapma modası vardı.
5 kuruşluk çikolataların içinden Avrupa ülkelerinin posta pulları çıkardı... En zor çıkan posta pulu da, İsviçre’ninkiydi.
* * *
Boyunlarına çapraz astıkları büyük meşin çantalarla ev ev dolaşıp mektup dağıtırdı postacılar...
* * *
Acaba hala daha telgraf direkleriyle telgraf tellerinin durduğu yöreler var mı dünyada?
Belki kaldırmaya olanak bulamamış yerler vardır.
* * *
Telgrafın tellerine kuşlar mı konar,
İnsan sevdiğine böyle mi yanar?
Türküsü de, çoktan unutulmuşa benziyor.
* * *
Nazım Hikmet’in de ünlü bir şiirinden birkaç mısra:

Gece gelen telgraf dört heceden ibaretti
Vefat etti.
Dostlar girsin saflara, düşmanlar kına yaksın,
Gözyaşı göstermeden ağlayacaksın
Gece gelen telgraflara.
* * *
Pazartesi günkü Hürriyet gazetesinin yarı manşeti, fotoğraflı da olarak şöyleydi:
“DEPREM DEHŞETİ
Amerikalı bir uzman, son 114 yılda meydana gelen 4 büyüklüğünün üzerindeki 203 bin 186 depremi tek bir haritada toplayınca ortaya bu görüntü çıktı.”
* * *
Keşke bir uzman da, telgraf direkleriyle tellerinin bir haritasıyla, nerelerde nasıl kaybolduğunun haritasını çıkarsaydı...
* * *
Bütün bunlar çok mu önemli yani?
Hem de Suriye, Akdeniz’de füze atışlarıyla askeri manevralar yaparken?
* * *
Çanak antenlerle cep telefonları döneminde, Orta ve Yakındoğu’daki -kadın haklarından yoksun- “kabuk devletlerin” kanlı çatışmaları...
* * *
Bir dahaki yılın 12 Temmuz’una kadar, kim bilir “konjonktürler” nasıl değişecek?
* * *
Ne olacaksa olacak, yaşayan da görecek...

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler