Yaşamak öve söve; kimi pire yapsın deveyi, kimi de pireyi deve

Doğa’nın yahut hayatın bir “kara mizah” merakı ve tutkusu olduğu nerdeyse kesin gibi.
Filin en büyük düşmanı karınca; hortumunun içine bir girdi mi, fil ne yapacağını şaşırıyor.
Karga da, bülbül familyasından.
Genç bir dişi timsahla, genç bir erkek timsah ilk kez bir araya geldiklerinde, öteki yaşlı timsahlar, hemen çevrelerinde bir daire oluşturuyor ve adeta bir düğün kutluyorlar.
* * *
Beethoven sağırdı.
* * *
Teorik fiziğin en üstün dehası sayılan Stephan Hawking, sinir sistemini felç eden “Amyotrofik lateral akeloroz” hastası.
Beyni çalışıyor, ama hiç hareket edemiyor ve konuşamıyor; bir tekerlekli sandalye mahkûmu.
* * *
Özellikle çocukların bayıldığı, “Süpermen” filmlerinin, özel giysileriyle göklerde uçan en gözde kahramanı Christopher Reeve de genç yaşta felç oldu ve hayatının son yıllarını tekerlekli bir sandalyede geçirdi, o da...
* * *
Canlıların en akıllısı sayılan İNSAN’ın; artık bilim dünyasınca da kabul edilen Darwin’in iddiasına göre, maymun kökenli olması, bir kara mizah değil mi?
* * *
Bu yıl ağustosta başlayan ramazan da; hem mevsim normallerinin üstünde seyreden sıcaklara, hem de referandum kampanyasının mitinglerine rast geldi.
* * *
Bazen 50 derece hissedilen bir sıcakta, aç susuz, uzun nutuklar dinlemek zorunda kalan bir kalabalık...
Sanki sihirli bir denklem, dalga geçiyor politik meydan toplantılarıyla...
* * *
Referandum kararıyla birlikte, ne tartışmalar da çıkmadı ki manşetlere...
Askeri bir siperde çömelen kim, ayakta duran kim?
Bıyıklar sarkık mı olmalı, badem bıyık mı olmalı?
Türkiye’nin ekseni değişiyor mu, değişmiyor mu?
YAŞ krizi, hangi “teamül”ü bozdu ve kimleri zora soktu?
HSYK toplantıları da, bir krize dönüşecek mi, dönüşmeyecek mi?
Demokratik açılım sürüyor mu, patinaj mı yapıyor?
Türkiye’de “hukuk” var mı, yok mu?
Hangi villa, kimin villası?
Kimler hain, kimler değil? Vs.
* * *
Ramazanın bir kardeşlik, birlik, beraberlik ayı olduğu açıklamaları da; Posta gazetesinin dünkü manşetiyle sanki nakavt oldu.
Ve yine kara bir mizahın gergefi işlendi sanki.
* * *
Manşet şöyleydi:
“MİLLET ÇILDIRDI
Türkiye’de dün ve önceki gün vahşet kol gezdi. İstanbul’da bir adam, birlikte yaşadığı kadını öldürüp cesedini elektrikli testereyle parçaladıktan sonra buzdolabına sakladı. Fethiye’de bir kadın, boşanalı 3 yıl olduğu halde evden bir türlü gitmeyen eski kocasını bıçakla kesip ceset parçalarını derin dondurucuya koydu. Mersin’de de bir adam boşanmak isteyen karısını 10. kattan aşağı attı.”
* * *
Gerçi, ne kadar aşınmış olduğu umursanmayan, bir yığın politik avuntu da yine çıkarılabilir piyasaya.
Örneğin:
-Dünyanın başka yerlerinde de; maalesef oluyor böyle olaylar, denebilir.
* * *
-Suç işleyenler, cezalarını bulacaklardır, denebilir.
* * *
-Bu tür olayları abartmamak gerek, yasal işlemler yapılmakta, denebilir...
* * *
Gitgide artmakta olan kanlı öfke taşkınlıklarının; bir ölçüde son 90 yıldaki hangi ters uygulamalarla, hangi sakat varsayım ve öngörülerin etkisi altında geliştiği, elbet asla incelenmez.
* * *
Kara mizahın, gözleri fal taşı gibi açtıran örnekleri yanında, gülümsetenleri de var.
Zeyrek’te kasapların, etleri dükkânlarının önlerine asarak sergiledikleri Siirt Çarşısı’nın girişinde, koskocaman bir tabela çarpıyor göze:
“İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti”
* * *
Çarşının çevresinde; kapısı penceresi kalmamış, yıkık dökük, eski ahşap konak kalıntılarına rastladığınız da oluyor.
* * *
Fatih Köprüsü’nden geçtikten sonra, Beşiktaş’a doğru Zincirlikuyu yönündeki otobanda, genellikle trafik sıkışık mı sıkışık...
Başı arabaların kapı camına ancak yetişen küçücük bir kız çocuğu, elindeki boncuk takıları satmaya çalışıyor arabalara.
Onun biraz ötesinde de, genç bir adam; sırtında, ayakları sarkan felçli oğlu, avuç uzatıyor arabalara...
* * *
Ve otobanın her iki tarafında da, en modern, en göz alıcı gökdelenler “afaka ser çekmişler”.
* * *
İnsan merak ediyor; gökdelenlerde çalışan ve yaşayanlar, nasıl bir oy kullanacak acaba referandumda, arabalar arasında şefkat arananlarla aileleri ise, nasıl bir oy kullanacak?
Tek tek biliyorlar ki, “Anayasa” demek; onların da anası demek...
* * *
Bir de ramazanla ilgili bir Bektaşi fıkrası... Öteki Bektaşi fıkraları gibi, o da gülümsetici:
Bektaşi Babasına sormuşlar:
-Baba erenler, söyle bakalım, ne düşünüyorsun başlayan ramazan hakkında?
Bektaşi Babası:
-İftara bir diyeceğim yok ama, demiş, şu sahuru da öğleye alsalar daha iyi olurdu...
* * *
Dileyelim de, özellikle akşamlara doğru, araba kazaları daha da çoğalmasın.