12 Eylül

1980’deki askeri darbenin üzerinden 29 yıl geçti. 12 Eylül’ün mağdurlarından DİSK, “Ne unuturuz, ne affederiz” düşüncesinden hareketle İstanbul’da bir toplantı düzenledi. Tanıklar, ‘darbe’ gerçeğini anlattılar.
Altmış yıllık demokrasi tarihine, dört darbe ve muhtıra, bir postmodern darbe sığdıran Türkiye askerlerin yönetime el koyma merakı yüzünden bugün nerede?
1- ‘Soğuk Savaş’ yıllarında Sovyetler’e karşı ABD’nin ‘ileri karakolu’ olarak konumlandıran Türkiye’de sola açılıma izin verilmedi. ‘68 Devrimi’ önlendi. “Komünizm geliyor” korkusu yaratılarak solun karşısına ‘ülkücü gençlik’ çıkarıldı. NATO’nun Avrupa’da kurduğu gizli ‘Gladio’ örgütü Türkiye’de de, ‘Özel Harp Dairesi’ altında faaliyete geçirildi. Ecevit bu yapılanmayı başbakan olduğu sırada ortaya çıkardı. 12 Mart’ın ‘Kontgerilla’sı ‘derin devlet’ örgütlenmesiydi.
12 Eylül’e doğru ‘siyasal cinayetler’ dönemine girildi.
1 Mayıs 1977 katliamı, Latin Amerika darbelerinde görülen ‘CIA operasyonları’nın benzeriydi.
1980 darbesiyle Türkiye’de demokrasiye son verilirken, ülkenin Batı Avrupa’ya benzer biçimde gelişen klasik merkez sağ-liberal, sosyal demokrat-sol siyaseti rayından çıkarıldı. 24 Ocak kararlarının sonucu olarak, ‘vahşi kapitalizm’ 12 Eylül cuntasının ‘yol haritası’ oldu. Ücretler donduruldu, DİSK başta, sendikalar kapatıldı. İşçi sınıfı hareketi ve ‘sol’ ezildi.
Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkenceler Kürt isyanına yol açtı.
2- Türkiye 1980’de askeri darbeye sürüklenirken, 1970’lerin ikinci yarısında İspanya’da faşist Franco rejimi son buldu. Yunanistan’da ‘Albaylar Cuntası’ devrildi. Portekiz demokrasiye geçti.
Akdeniz kuşağındaki ‘demokrasi iklimi’nin Türkiye’yi olumlu etkilemesi beklenirken tersi oldu.
Türkiye’de demokrasiye son verilirken, İspanya, Portekiz ve Yunanistan AB ile üyelik müzakerelerine başladılar.
On yıl sonra 1989’da Berlin Duvarı yıkılıp ‘Soğuk Savaş’ son bulduğunda eski Doğu Avrupa ülkelerine de AB yolu açıldı. Türkiye ise Sovyetler’e karşı koruduğu ‘Batı bloku’nun dışında kaldı. Hâlâ AB’ye üye olmaya çalışıyor.
3- 12 Eylülcülerin ‘ideolojisi’ Türk-İslam senteziydi. Evren, 1982 Anayasası’nı referanduma sunarken, Kuran’dan ayetlerle oy topladı. Bugün ülkeyi İslamcı geleneğin temsilcisi liderler yönetiyor. Seyfi Öngider’in çok doğru bir saptamayla ifade ettiği gibi, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri Nâzım Hikmet’in çocuklarına, Deniz’lere kıyarken, Necip Fazıl kuşağının önünü açtı. Milli Türk Talebe Birliği’nden (MTTB) Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’da. Tayyip Erdoğan Başbakan.
Eski darbeci gelenek bu kez de, ‘Ergenekon’la, Sarıkız, Ayışığı planlarıyla sahnede.
Bırakın da artık, “Seçimle gelen, seçimle gitsin!”
12 Eylül’ün günahları unutulmasın.