13 ŞEHİT

Korkulan oldu; Silvan kırsalında kaçırılan iki askerle bir sağlık görevlisini arayan jandarma timlerine pusu kuran PKK’lılar, 13 askeri şehit ettiler. Kayıpların Reşan Deresi bölgesinde PKK’lıların rehinelerle birlikte saklanmış olabilecekleri mağaralar aranırken verildiği açıklandı.
Kalıcı bir barış için 12 Haziran seçimlerine ve yeni Anayasaya bağlanan umutlar böylece ağır bir darbe yedi.
PKK’nın ‘eylemsizlik’ sürecinin böylesine kanlı bir şekilde sona ermesi her fırsatta Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olduğunu söyleyen çevreler ve BDP açısından derin bir ‘düş kırıklığı’ yaratmış olmalı. Bu duygu ve düşünceler bu satırların yazarı için de geçerlidir!
Seçimden bu yana tuhaf şeyler oluyor.
BDP destekli bağımsızlar, ‘sol blok’ oluşturarak ve Batı’dan da oy alarak Meclis’e 36 milletvekiliyle girmişken birden frene basıldı. Hatip Dicle krizi, Meclis’i ‘boykot’a dönüştürüldü. BDP Grubu, Diyarbakır’da toplanmaya başladı. 12 Haziran seçimlerinin doğal sonucu olarak Parlamento zemininde siyaset yapılması gerekirken, bir boşluk yaratıldı. İlginç olan BDP’nin siyaseten ‘belirsizliğe’ oynarken Kandil ve İmralı’nın ayrı telden çalışıyor olmalarıydı. Murat Karayılan, silah bırakmaktan söz ediyor. Öcalan ise, ‘Devletle mutabakata vardık, Barış Konseyi kurulacak; artık 15 Temmuz’un bir hükmü kalmamıştır’ diyerek BDP’yi uzlaşmaya davet ediyordu.
BDP Grubu adına Selahattin Demirtaş TBMM Başkanı Cemil Çiçek’le görüşerek Meclis’te yemin edebileceklerinin sinyalini verirken, PKK’nın Diyarbakır’daki askerleri kaçırma eylemi geldi. Ardından operasyon başladı. Çatışma ortamında 13 asker PKK’lılar tarafından şehit edildi. Çatışmada PKK da 5 kayıp vermiş.
Yine kan, gözyaşı.
Acı, öfke.
30 yılda 40 bin insanımızı kaybettik.
Ne yazık ki yine başa dönülüyor.
Demokratik yoldan barış sağlayamıyorsa ‘silahlar konuşacak!’ düşüncesi baskın çıkacak.
Defalarca yazdık; Kürt siyaseti artık ne istediği konusunda bir karar vermeli.
Barış deyip, ‘paralel hedefler’le sonuca gitmeye çalışmak, ‘ayrı halk’, ‘ayrı yönetim’, ‘ayrı silahlı güç’ Türkiye’de ‘birlikte yaşama’ idealini sürdürülemez kılıyor.
Silvan’da 13 askerin şehit edildiği gün Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi’nde konuşan Aysel Tuğluk, ‘statü’ isteklerini yineleyerek, ‘Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz’ demiş.
Tuğluk, demokratik özerkliğin ‘bir devleti yıkmak, yeni bir devlet kurmak değildir’ derken inandırıcı olduğunu düşünmekte midir? PKK, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı ‘paralel’ bir güç olarak savaşı tırmandırırken, BDP’nin ‘inkâr ve imha’ söylemine sığınması ne ölçüde gerçekçidir. 30 yıldır sadece askerlere değil, sivil Türklere karşı da ‘imha’ siyaseti uygulanmıyor mu?
Bu koşullarda barış nasıl sağlanır?!
İç savaş çıkarılarak mı?