17 Eylül şoku

17 Eylül şoku


       Marmara Bölgesi'ni yıkan depremin birinci ayında İstanbul'da yaşayanları, "17 Eylül" korkusu sardı.
       İnandırıcı olmayan söylentiler, bilim adamlarınca reddedilmesine karşın, halkın büyük çoğunluğu geceyi dışarıda geçirdi. İnsanların paniklemesinde önemli bir etken de, "CNN'in Türkiye'de 17 Ağustos şiddetinde yeni bir deprem olacağı" konusunda haber verdiği ve "alt yazı" geçerek uyarıda bulunduğu iddiasıydı. Bu fısıltının yalanlanması da "pijamalı" çoğunluğu rahatlatmaya yetmedi. Artçı şoklardan ürkenler, sokakta sabahladılar.
       Depremle yaşamasını öğrenmeliyiz!
       Bilim adamından siyasetçiye, Nostradamus yorumcusundan Medyum Memiş'e dek herkes, "korkunun depreme faydası yok" söyleminde birleşiyor.
       Ancak, kimse "Peki ama nasıl?" sorusunun akılcı yanıtını bulamıyor. Hangi önlemleri alarak, depremden korunacağımız konusunda topluma soğukkanlı ve inandırıcı bilgiler aktarılamıyor.
       Deprem uzmanı hocaların halini görüyorsunuz.
       Geceyarısı televizyon kanallarını dolaşmaktan başları döndü. Yakında onları "televole"de bile izleyebiliriz. Bu koşuşturma arasında tanrı korusun bir fay kırığına takılıp sakatlansalar, halkı aydınlatma görevi Trakyalı Cemalettin dayıya kalacak.
       Neyse ki Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Ahmet Mete Işıkara'nın ayakta kalması sayesinde, bundan sonraki deprem senaryoları hakkında görüş sahibi olabiliyoruz.
       Hoca diyor ki, "Merak etmeyin, evinize gidip uyuyun, biz artçı şoklar dışında bir hareketlenme tespit edersek gerekli açıklamayı yaparız". Işıkara, bir tehlike anında bunu halka duyurmaktan çekinmeyeceğini belirtirken, "Durumu Başbakan'a da arz ettiğini, Sayın Ecevit'in de kendisine merak etmeyin öyle bir durumda açıklamayı ben yaparım" dediğini belirtiyor.
       Sahi, 6 - 7 şiddetindeki bir depremin etrafı yerle bir etmesine 10 - 15 saniyenin yettiği dikkate alındığında, bilgilendirme için gerekli zamanın bürokratik engele uğramayacağının garantisi nedir?
       Varsayalım, telefonlar meşgul! Ya da deprem sırasında yaşandığı gibi cep telefonları çalışmıyor, ne olacak? Herhalde, Kandilli ile Başbakan'ın özel telefonu arasına özel bir hat çekilmiştir.
       Milli Eğitim Bakanı'nın, deprem bölgesindeki okulları açma konusundaki ısrarı dikkate alındığında, "erken uyarı" mekanizmalarının harekete geçirilmesinde başarılı olunduğu söylenebilir mi?
       Bilim adamlarının, 17 Ağustos'un ardından 5.5 - 6 şiddetinde artçı şoklar bekleneceğini açıklamalarına karşın, "depremle yaşamayı öğreneceğiz" sloganı altında okullar açıldı. Ve deprem yeniden vurdu. Böyle bir durumda, "bilim"e en çok kulak vermesi gereken Milli Eğitim Bakanı'nın "bize bir şey olmaz" düşüncesinden kaynaklanan inatçılığının istifayla son bulması gerekmez mi? Aynı bakan nutuk atmaya devam ediyor.
       17 Eylül ve sonrası şokların hurafelerden uzak, sağlıklı tepkilerle aşılması için yeni bir yaklaşıma gereksinim var. Neden bir "Deprem Şurası" düzenlenmiyor?
       Depremle yaşamayı öğreneceksek, daha güvenilir ve inandırıcı politikalar geliştirmeliyiz. Bu dağınıklık sürdükçe, her kafadan ayrı ses çıkacak, sokaktaki insan iyice şaşkınlığa sürüklenecektir.
       Onları kınamak yerine, doğru tahminlere dayalı senaryolarla bilinçlendirmek gerekmiyor mu?



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr