2010, AB macerası

2010, AB macerası


Amerikalı yönetmen Stanley Kubrick, 1960'larda "2001 Uzay Macerası"nı çevirdiğinde Ay'a henüz ayak basılmamıştı. Bilimkurgu yapımcılarının 40 yıl önce düşlediği "zaman dilimi" günümüzün çok ilerisindeydi. Ay'ın keşfi; Mars ve Jüpiter misyonları için ilk adımı oluşturacak, Kubrick'in uzay istasyonlarıyla, öteki gezegenlere insanlı uçuşlar başlayacaktı.
2001 kapıya dayandı ama ayaklarımız hala yerden kesilmedi.
Türkiye gibi trafik kazaları marifetiyle her yıl binlerce kişiyi başka dünyalara yolcu eden ülkeler bir yana bırakılırsa ne Amerika ne de Rusya uzayın keşfinde istenilen hıza ulaşabildiler.
Neyse konumuz yıldız savaşları değil, Kubrick'in 2001 macerasına dönen AB yolculuğumuzun neden 2010 yılına uzandığını yorumlamaya çalışacağız.
Ankara'daki karamsar takvim, Fransız askeri heyetinin Genelkurmay'daki temaslarına bağlandı.
Gerçi Nice zirvesinde, AB parlamentosundaki gelecek yapılanmasında Türkiye'ye yer verilmeyerek niyet belli edilmişti. Ancak, müzakerelerin başlaması için en geç 2004 hedef alınırken Brüksel'in tarihi ileri sarkıtması düşündürücüdür.
Bu konuda Fransız kaynaklı bir saptama da emekli büyükelçi Eric Rofleau'dan geldi. Ankara'nın nabzını yakından tutacak ölçüde Türkiye deneyimi olan Rofleau, "Foreign Affairs" dergisinin Aralık 2000 sayısına yazdığı makalede hayli karamsar bir tablo çizdi ve AB adaylığının sancılı olacağını, uzun zaman alacağını, belki de hiç gerçekleşmeyeceğini belirtti.
Eric Rofleau'ya göre Brüksel'in siyasi ve ekonomik alanda istediği reformlar gerçekleşmeden Türkiye'nin tam üyeliği mümkün olmayacaktı.
Ecevit hükümetinin çabalarına karşın 2000 yılı "ev ödevi" açısından hayli kötü geçmiş ve hiçbir şey yapılmamıştı. Rofleau, Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesinin demokratikleşme sürecine katkısına değinmekle birlikte Çankaya'nın anayasal konumunu ve Meclis'in yapısının reformlar üzerindeki etkisini zayıflattığını savunuyor.
Askerlerin rolünü yorumlayan Fransız diplomat, MGK'nın "gölge hükümet" gibi çalıştığını, 28 Şubat'taki "post modern darbe"nin izlerinin sürdüğünü "bazı paşaların kendi güçlerini devretmekteki kıskançlıkları nedeniyle AB treninin kaçmasına aldırmayacaklarını" öne sürüyor.
Eric Rofleau gibi yıllarca Ankara'da görev yapmış Türk dostu diplomat AB üyeliğini, gerçekleşmesi zor "rüya" olarak görüyorsa Başbakan'ın 2001 için ilan ettiği atak politikayla Türkiye'nin kendi "ev ödevini" tamamlaması ve Avrupa'daki olumsuz havayı dağıtması gerekiyor.
Kuşkusuz birkaç yıl daha AB'nin dışında kalmak dünyanın sonu değil, zaten Dışişleri'nin politikası da "üyelik hedefinin kutup yıldızı gibi Türkiye'ye yol göstermesi" ve 10 yıl geçmeden birlikteliğin sağlanması.
Demokratikleşme konusundaki heyecanı yitirmezsek, AB macerası Kubrick'in 2001 için düşlediği uzay programı kadar sapmaz! İyimser olmalıyız. Yörüngeden çıkmazsak, dünya başka gezegene taşınmadan Avrupa Birliği'nde yerimizi alırız!
Yarın ekonominin 2000 sonu görünümüne değineceğiz.