40’lar şûrası

Ağustos Şûrası bu yıl hayli sakin geçmesine karşın çarpıcı kararlarla sonuçlandı.Dün açıklanan kararlar iki açıdan dikkat çekiciydi; Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklu olan 40 general ve amiralin tasfiyesi ve İkinci Ordu Komutanlığı’na, orgeneralliğe yükseltilen 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Mengi’nin atanması.
Irak ve Suriye sınırındaki “sıcak” gelişmeler Doğu’da konuşlandırılmış askeri birliklerin önemini artırıyor. Şemdinli’de PKK’ya yönelik harekat, “Kuzey Suriye”de olası bir Kürt Özerk Bölgesi ve “Esat sonrası”na dönük hazırlıklar, bu atamada etkili oldu. Servet Yörük, EDOK Başkanlığı’na kaydırılırken Galip Mengi İkinci Ordu Komutanlığı’na getirildi.
Bu yıl yaşanan ve hükümeti hayli zora sokan “Uludere’nin bombalanması sonucu 45 sivilin hayatını kaybetmesi” ve “Suriye tarafından düşürülen askeri uçakta iki pilotun şehit olması” olaylarının da YAŞ’a etkisinden söz edilebilir.
Ancak YAŞ’taki asıl karar, durumları görüşülen tutuklu 40 general ve amiralin emekli edilmeleridir.
Böylece “darbe” tartışmalarıyla geçen bir dönemin ardından henüz davalar sonuçlanmadan 40 üst düzey subayın orduyla ilişkileri Askeri Şûra tarafından kesilmiştir.
Geçmişte bu tür kararların “irtica” gerekçesiyle alındığı anımsandığında bu kez “siyasi iktidarı demokratik olmayan yollardan ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlaması “tasfiye” nedeni olmaktadır.
Şûra kararlarıyla Ergenekon davasında “tanık” olarak dinlenen eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün açıklamaları arasındaki “eşzamanlılık” da dikkat çekicidir. Ordu üzerinden siyasete yön verme çabaları sonuçta asli görevleri ülke savunması olan askerleri belki de en verimli çağlarında rütbe ve mevkilerinden etmiştir.
Emekli edilen general ve amiraller halen yargılanmaktadırlar.
Balyoz davasında pek çok muvazzaf subay sanık durumundadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 darbesiyle içine sürüklendiği ve 50 yıldır kurtulamadığı “ülkeyi yönetme” hevesini artık bırakmalıdır. Oysa bu görev seçimle gelen sivillere aittir.
Hilmi Özkök gibi “demokrat” bir Genelkurmay Başkanı bile Ergenekon davası sanığı silah arkadaşlarını savunurken 2003-2004’te ordu komutanlarıyla yapılan “muhtıra” tartışmasını “beyin fırtınası” olarak sunabilmektedir!
O “beyin fırtınası”nda “muhtıra/darbe” görüşü baskın çıksa 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi Özkök de “askerin görüşünü” Çankaya’ya, hükümete bildirecek miydi?
Neyse ki Özkök, komutanlara teşekkür edip, “Muhtıra vermeye niyetim yok” diyerek tartışmayı kapatmıştır.
Daha sonra aynı süreç 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandı.
O zaman da Büyükanıt “e-muhtıra” vermişti!
Yeni Anayasa’da 1961’den bu yana kurumlaşan “askeri vesayet” kalkarsa, darbe geleneği de son bulur.
Ordu görevine bakar!