AB ve turizm ambargosu

AB ve turizm ambargosu


Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, dalgalarla boğuşan yüzücünün sahile doğru kulaç attığını düşünürken açık denize sürüklenmesine benzedi.
Batılı liderlerin "Bu defa tamam... Kara göründü. Ha gayret" diye seslendikleri her toplantının ardından Ankara, AB hedefinden sanki biraz daha uzaklaşıyor.
Son düşkırıklığı Köln zirvesinde yaşandı.
Schröder de umutları boşa çıkardı. Oysa, Alman sosyal demokratlar işbaşına geldikten sonra Almanya'nın tutumunda Kohl döneminin aksine "destek" beklentisi yükselmişti. Öcalan davasının bu iklimi değiştirmesi olasılığı düşünülerek Türkiye zirve öncesi diplomatik atağa geçti. Ancak Güneydoğu dahil "demokratik ve sosyal reformlar" konusundaki niyetlerin bir mektupla Başbakan Ecevit tarafından Schröder'e iletilmesi de süreci değiştirmedi. Yunanistan, karşı koyunca Türkiye'nin tam üyeliğinin Helsinki Zirvesi'nde ele alınmasını öngören maddeler karar taslağından çıkartıldı.
Atina bunu hep yapıyor!
Türkiye, AB'de buluşma noktasını gösteren "yol haritası" istedikçe Yunanistan engeliyle karşılaşıyor.
Kosova'da Miloşeviç barışa yanaşmasa, Türkiye kendi topraklarını NATO uçaklarının kullanımına açacaktı. Batı askeri açıdan vazgeçemediği Ankara'ya"Avrupa evi"nin kapılarını bir türlü açmıyor. Köln Zirvesi, Yunanistan dışında İtalya ve İsveç'in de çabalarıyla sonuç bildirgesinde Türkiye'nin adının anılmadığı bir toplantıya dönüşmüş.
Le Figaro gazetesinde hafta içinde bir haber vardı; Yunanistan'a AB tarafından 18 yıldır yapılan yardımların tutarı 45 milyar dolarmış. Simitis yönetimi, Ankara'nın gümrük birliğinden doğan haklarına, fonlarına bile rezerv koyarken, "Deveyi havuduyla yutuyor", AB'yi adeta soyuyor. Fransız medyası, Yunanistan'ı "Avrupa'nın tembeli" şeklinde suçlarken, "Bu ülkenin en büyük özelliği yolsuzluk, uzo ve musakkadır" tanımını yapmış. Araştırmalar, AB'den alınan 42 milyar dolarlık yardımın yarısının "iç edildiğini" gösteriyormuş.
Batı'nın "çifte standart"ı bu rakamlar kanıtlamaya yetiyor.
Avrupa, Ankara'nın AB umutlarını sürekli ertelerken Apo bahanesiyle "turizm ambargosu" başta olmak üzere bir dizi örtülü politika uyguluyor. Örneğin Almanya, "terör" gerekçesini "risk" olarak gösterip "Türkiye'ye gitmeyin" propagandası yapıyor. Akdeniz ve Ege sahilleri bu yüzden bomboş. Turizmdeki "ölü sezon"un kuşkusuz başka nedenleri de var. Sektörü "altın yumurtlayan tavuk" görüp ölçüsüz tahsis ve teşviklerle "köşeyi dönme"ye çalışanlar, batıyor! Antalya, afet bölgesine dönüşmüş. Beş yıldızlı otellerde pansiyon fiyatıyla bile konaklayan yok. Böyle bir ortamda turizm bakanını değiştirmek de hata. Ahmet Tan, sektörü tanımış, sorunlarla boğuşmaya başlamıştı ki, koalisyon pazarlıklarının kurbanı oldu!
Yanlışlıkların sonu gelmiyor ki... Apo davası nedeniyle Türkiye'ye gösterilen ilgiyi, uluslararası medyada "tanıtım atağı"na dönüştürmek pekala mümkündü. Yapılamadı. Fransa'daki tenis turnuvasını "Eurosport"tan izleyenler, Bulgaristan sahillerini görmekten usandılar. Aynı reklamı Bodrum, Marmaris için yapmak o kadar zor muydu?
Hükümet, bu yaz Meclis'i çalıştırmaya hazırlanıyor. Turizm ambargosunu gündeme getirmenin tam mevsimi. Belki gelecek sezonu kurtarabiliriz!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr