Adaletin 200’ü

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın gazeteci arkadaşları İstiklal Caddesi’nde yürüdüler.
ODA TV davasından tutuklu gazetecilerin cezaevinde geçirdikleri süre 200 günü bulduğu için “Adaletin 200’ü” pankartı açılmış. “Yansak da dokunacağız”, “Hemen şimdi adalet” sloganları atılmış.
Onca reform ve demokratikleşme iddiasına karşın bu ülkede en sorunlu kavramların başında “adalet” geliyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Berlin’e uçarken pazar günkü Milliyet’in manşetindeki fotoğrafa çok üzüldüğünü söylemiş.
“Gül’ü üzen fotoğraf”, kanserden ölen eşine son görevini yapan ODA TV yöneticisi Doğan Yurdakul’u arkasındaki cezaevi aracıyla gösteriyordu. Yurdakul sanki kaçacakmış gibi cezaevi aracı mezarın başına kadar getirilmişti. Cenazeye katılanlar haklı olarak bu durumu protesto etmişler.
Sayın Gül, “Bunlar çok kötü uygulamalar, üzüldüm doğrusu” diyor ama tepkisini uçakta gazetecilerin sorusu üzerine gösteriyor.
Çok daha hazin olan Doğan Yurdakul’a ölümcül durumdaki eşiyle “vedalaşması”na cezaevi yönetiminin ve Adalet Bakanlığı’nın zamanında gerekli duyarlılığı göstermeyişi ve izin vermeyişidir.
Cumhurbaşkanı’nın, “Bunların tedbirleri alınabilir” sözlerine karşın vicdanları kanatan uygulamalar devam ediyor.
Başka ülkelere verilen “insanlık dersleri”ni kendi yurttaşlarımızdan esirgiyoruz!
Van’dan İstanbul’a nakledilirken cezaevi aracında çıkan yangında can veren 5 mahkûmun trajedisi de utanç vericidir. Böyle skandal “vahşi Batı”da olur!
1 Ekim’den sonra yeni Anayasa hazırlıkları başlayacaksa başka pek çok beklentiden önce Türkiye’nin “hak, hukuk, adalet” sorunlarına eğilmesi gerekiyor. Sadece “uzayan davalar” meselesi bile “hukuk devleti” olma iddiasını sakatlamış durumdadır.
Nedim Şener ve Ahmet Şık, gazeteci olmanın ötesinde neyle suçlandıklarını bilmeden 201 gündür cezaevindeler.
Haklarındaki iddianame de yeni açıklandı; “terör örgütü”ne yardım ettikleri öne sürülen gazeteciler hakkında mesleklerini aşan bir faaliyete rastlanmıyor. Daha doğrusu, gözaltılar ve sorgu aşamasında “kısıtlılık” ve “gizlilik” gerekçesiyle avukatların da elini kolunu bağlayan “Ergenekon Terör Örgütü”yle ilişkilendirilecek bir belge, bilinmedik yeni bir kanıt yok. Şimdi iddianame açıklandıktan sonra Şener ve Şık’ın 200 gündür neden cezaevinde tutuldukları konusundaki tereddüt ve kuşkular daha da artıyor. “Onlar gazetecilik yaptıkları için yargılanmıyorlar” savı çöküyor.
Nedim’le ilgili telefon kayıtları, Hanefi Avcı’nın kitabına yardım, Ahmet Şık’ın “yayımlanmamış” kitap çalışması kanıt sayılacaksa bunlar için “tutuklu” yargılanmalarına gerek var mı?
Örneğin “örgütsel doküman” sayılan Hanefi Avcı’nın kitabı “yasak” bile değil, kitapçılarda satılıyor!
22 Kasım’da ilk duruşmaya kadar bir ay daha cezaevinde yatacaklar. Yazık.