Altaylı’nın arşivi

Habertürk’ün, “Kadın cinayetlerinde son nokta” diye yayımladığı sırtına saplanan bıçakla öldürülmüş kadın fotoğrafını gazetecilik etiği açısından eleştirmiştik.
O fotoğraf “kalite gazete” sınıfına giren bir medya kuruluşunun basacağı türden değildi.
Şefika Etik adlı kadının ölü bedeni iç organlarına dek teşhir ediliyordu.
Kadın örgütleri Altaylı’nın fotoğraf tercihinin habercilikten çok şiddet pornografisine girdiğini savundular. Şiddeti meşrulaştıracağı gerekçesiyle gazeteyi protesto ettiler.
Habertürk’ün soruna dikkat çekmek ve “önleyicilik” adına kullandığı o fotoğraf hükümetin yeni çıkaracağı yasaya medyayı da dahil etmesinden başka işe yaramadı! Son haftada Balıkesir ve İzmir’de benzer iki cinayet daha işlendi.
Aile içi şiddetin, namus cinayetlerinin öyle birkaç kanlı fotoğraf basarak önlenemeyeceği ortadadır.
Altaylı keşke okur tepkilerinden hareketle kadınlardan özür dileseydi.
Bunu yapmadığı gibi kendisini eleştiren gazetecileri Habertürk’ten “özür dilemeye” çağırıyor!
Kendi adıma ben dünkü yazısında yaptığı çağrıya uyarak bunu yapmaya hazırım.
Altaylı, Milliyet’in arşivine girmiş, 5 Ağustos 1985 tarihli gazetede 14 yaşında bir gencin bedeninden ayrılmış başının ve başsız bedeninin yer aldığı birinci sayfayı görmüş. Onu hatırlatıyor.
Olayın üzerinden 26 yıl geçmiş!
Gazetenin yayın yönetmeni o tarihte Çetin Emeç.
Rahmetli Emeç’i daha sonra Hürriyet’te “siyasi suikasta” kurban vermiştik.
1980-90’larda Babıali’deki “bulvar” gazetelerinin ne yazık ki Altaylı’nın hatırlattığı türden fotoğraflar basma alışkanlığı vardı. Deniz kazasında kafası kopmuş bir genç, kasapta elini kolunu kıyma makinesine kaptırmış bir çocuk, banyoda şofbenden zehirlenen çıplak kadın, trafik kazasında ezilmiş cesetler...
Ankara’da gazetecilik yaptığım yıllarda bu görüntüleri eleştirirdim.
Milliyet’te genel yayın yönetmeni olduğum 1995-98 yılları arasında terör ve intihar saldırıları dahil kanlı görüntüleri gazeteden kaldırmak için çok uğraştım. Olayı verir, fotoğrafı mozaiklerdik. Hatta Afganistan’da Taliban’ın devrimle işbaşına geldiği gece, görüntüler kanlı diye “manşete koymayın” dedim ve haberi atladık!
Altaylı’ya çağrım o döneme ilişkin arşivleri taramasıdır.
Tabii iş karşılıklı arşive inmeye dönerse, avukat Eren Keskin’e, “İlk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim” diyen, orduyu eleştiren Gülay Göktürk’e, “O ordu sizin bacak aranızı da koruyor” diyen gazeteci profili ortaya çıkar ki, ister istemez Habertürk’ün fotoğraf tercihi Altaylı’nın kadınlara yönelik tacizleriyle ilişkilendirilir.
Sorun ilkeseldir.
Batı’da çok satan “bulvar” gazeteleri bile böyle fotoğraf basmıyor.
Bir kişinin ölümü hakkında yapılan haberler kişinin mahremiyetine girer. Bedenleri teşhir edilemez.
Kurbanlar korunur.
O fotoğrafın savunulacak bir tarafı yok!