Amazon notları

Amazon notları


MANAUS - ARIAU


       Özgürlük tutkunu, "ekoloji bilgesi" gazetecileri, Amazon turunda doğayla baş başa bırakma düşüncesi nedeniyle WAN yönetimini ve Brezilyalı dostları kutlamak gerekiyor. Rio ile Manaus arasındaki dört saatlik uçak yolculuğundan sonra, Negro Nehri'nin kahverengi sularında kil rengi köpükler saçarak ilerleyen bir teknede buluyoruz kendimizi... Nihayet, yağmur ormanlarındayız!
       Amazon, çağlar boyunca insan eliyle yok edilen doğanın gelecek kuşaklara son emaneti.
       Ne yazık ki, bu vahşi güzellik de inanılmaz süratle yok ediliyor. Amazon'da geçen yılki ağaç kesimi ve tarım arazisi açma girişimi sonucu yok edilen orman alanı 17 bin kilometrekare, Hawaii Adası büyüklüğündeymiş. Yeşil katliam ancak uydulardan alınan verilerle izlenebiliyormuş.
       Brezilya Çevre Bakanlığı'nca başvurulan önlemler sonucu orman kaybında oransal bir düşme olduğu ifade edilse de son olarak 200 futbol sahası büyüklüğünde alanın bir saatte kesildiği saptanmış, Greenpeace örgütünce.
       Bu saptamayı doğrulayan çarpıcı bir gözlem Manaus kıyılarında yükselen gökdelenler oluyor.
       Amazon'un derinliklerine yolculuk başlamadan kent merkezinden kıyılara kayan çok katlı yapılarla karşılaşıyorsunuz. Oysa nehrin öteki yakası neredeyse bir kıta büyüklüğünde (Batı Avrupa kadar) eşsiz bir coğrafyaya, yağmur ormanlarına açılıyor.
       Yeşil cennete duvar örüp, sonra da yerli halkı ormanları katletmekle suçlamak ne ölçüde haklı sayılabilir?
       Derin ekolojistlere göre, "ağaçlar"ın büyüsü, insanlığı yaşadığımız gezegenden başka bir dünyaya, uzayın derinliklerine götürecek kadar etkili ve huzur verici... Yeter ki, bu kutsallığı bozmadan, onlardan yararlanalım.
       Yağmur ormanları, dünyanın akciğeri özelliğiyle insanlığa asırlardır en büyük hizmeti veriyor. Bu güzelliği yok etmeye çalışmak ne büyük acımasızlık. İnsafsızlık.
       Neyse ki, turizmciler yap - satçı müteahhitler kadar aç gözlü değil. Altın yumurtlayan tavuğu kesmek işlerine gelmiyor!
       Nehir yolculuğumuz iki saat sürüyor ve cangılın ortasında tümüyle sallar üzerine kurulmuş bir tatil köyüne geliyoruz.
       Konaklama yerleri ağaçtan kulelerden, barakalardan oluşuyor. Nehrin suları üzerinde yükselen küçük iskelelerden geçerek orman içinde ilerleyebiliyorsunuz. Daha içerilere ise, botlarla taşıyorlar.
       Karşılama müthiş; Amazon'un tipik görüntüsü yerli kızlar "hoş geldiniz" kolyesi takıyorlar.
       Bellboydan daha çok maymun ve papağan var. Maymunlar, turistler kadar bira tüketiyor!
       Sineklere ve öteki canlılara karşı bungalovlar tel örgüyle korunmuş.
       Nem bunaltıyor, kaçmak isteseniz de "Kelebek'ten farkınız yok."
       Özgürlük konferansının ardından, gazetecileri yağmur ormanlarına hapsetmek fena fikir değil!
       Zaten bizim de hayatımız roman.
       Elbette programın cazip yönleri de var. Atlamayalım: Piranha avı, timsahlı sularda yüzme, balta girmemiş ormanlarda güneşin doğuşu ve batışını izlemek hoş.
       Cep telefonu ve televizyon da yok. Gecenin sessizliğini bozan tek şey cırcır böcekleri, kuşlar, nehirdeki kurbağalar. Odayı serinleten pervanenin gürültüsü bile fazla geliyor kapatıyorsunuz.
       Bertolucci'nin Çölde Çay filmindeki gibi sıtma ya da sarı hummaya yakalanmadan dönebilirsek Amazon'un Afrika'dan daha keyifli bir yer olduğu sonucuna varacağız.
       Notlarımızı ağaç perileriyle dans eden yerlilere adanmış çevreci dizelerle bitirelim:
       Bir kum tanesinde dünyayı görmek / Bir yaban çiçeğinde cenneti / Sonsuzluğu avucunda bulmak / Ve bir saati bitmezlikte.




Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr