Amerikan müdahaleciliği

Başbakan Erdoğan’ın “Suriye bizim iç meselemizdir” diyerek Şam’a gönderdiği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton&rsquo

Başbakan Erdoğan’ın “Suriye bizim iç meselemizdir” diyerek Şam’a gönderdiği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la görüşmesi Esat’a “son uyarının” arka planındaki “Amerikan müdahaleciliği” eleştirilerini gündeme getirdi.
CHP, hükümeti “taşeronluk”la suçluyor.
İktidar ise ana muhalefetin tepkisini “cehalet” olarak görüyor.
Tartışmalar, ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde Türkiye üzerinden “kuzey cephesi” açma hazırlığını çağrıştırıyor. O dönemde de CHP, Irak müdahalesine ve 85 bin Amerikan askerinin Güneydoğu’da konuşlandırılmasına karşı çıkmıştı. CHP muhalefet etmeseydi AKP içindeki bölünme ve tereddütlerin oya dönüşmesi ve tezkerenin reddi mümkün olmayabilirdi.
Sonraki gelişmeler AKP’ye “içerde” ordu baskısı ve müdahaleciliğinden kurtulma, “dışarda” AB müzakere süreci gibi altın fırsatlar sundu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu o dönemde Başbakan Abdullah Gül’ün danışmanıydı ve Irak işgaline sıcak bakmıyordu.
Başbakan Erdoğan ve Davutoğlu bugün de Suriye’ye açık bir müdahaleden yana gözükmüyorlar. Ancak Suriye ordusunun sivil halkı hedef alan katliamları, “insani ve vicdani” tepkilerin “dost uyarısı” olarak Esat’a iletilmesini kaçınılmaz kılıyor.
Nitekim Şam’da 6,5 saat süren Davutoğlu-Esat görüşmesinin ardından Hama’yı kuşatan tankların geri çekileceğine dönük iyimser haberler geliyor. Ancak Suriye rejiminin “reformlar”da aceleci davranacağı konusunda umutlanmak için erken. BAAS’çı gelenek Saddam gibi Esat’ın da direneceğini gösteriyor. İran, Lübnan, Hizbullah gibi faktörler ABD’nin askeri operasyon niyetleri açısından hayli caydırıcıdır.
Bu şartlarda operasyonun Türkiye üzerinden yürütülmesi “çılgınlığın ötesi”nde bir proje olur!
Ankara’nın “Arap baharı” rüzgârına kapılmayacağına inanıyoruz.
“Akan kanın durdurulması” önlenmelidir ancak Libya örneğindeki gibi NATO operasyonlarının çoluk çocuk demeden sivillerin katliamına yol açtığı gözden kaçırılmamalı. Üstelik Kaddafi rejimi devrilmemiş, ülke bölünmüştür!
ABD’nin Afganistan ve Irak’ta sağladığı bataklık da akıldan çıkarılmamalı.
Geçen yıl Davutoğlu ile NATO zirvesi için Afganistan’a gitmiştik.
Taliban’ın eski gücüne kavuşmakta olduğu ortadaydı ve “koalisyon güçleri” Kâbil’in ortasında kuşatılmış haldeydi. Birkaç güç önce Vardag’da düşen helikopterde 40’tan fazla Amerikan ve Afgan askeri öldü.
Türkiye NATO çerçevesinde ABD ve AB ile birlikte “muharip” güç vermese bile uluslararası “barışı inşa” operasyonlarına katılıyor ama Irak, Suriye ve İran gibi komşu ülkelerle bu coğrafyada gelecekte de dostça yaşayacağımız unutulmamalı. Kaldı ki, operasyonlardan sonra ülkelere barış geldiği de tartışmalıdır.
Irak’ta 1 milyon sivil hayatını kaybetmiştir.
“İnsani boyut”tan söz edenler, işgallerin ağır faturasını göz ardı etmemeliler.

DİĞER YENİ YAZILAR