Avrupa kupası

Avrupa kupası


       Galatasaray tarih yazdı; Kopenhag finalinde Arsenal'i deviren Cimbom'un penaltıları Türkiye'yi ayağa kaldırmaya yetti.
       Avrupa'da kupa sahibiyiz!
       Halkımız, nicedir "ulusal coşkuyu" futbolda yakaladığı için, maçı bitiren gol İngilizlerin kalesine yuvarlandığı an, on binlerce insan sokaklara taştı. Kutlamalar sabaha kadar sürdü.
       Kaleci Seaman'ın fileye giden topları çaresizce toplaması gibi geceki eğlenceyi kurşun yarası almadan tamamlayan masum taraftarın, boş kovanların ancak hava aydınlanınca farkına varabilmesi istenmeyen sonuçtu. Magandalık yüzünden 15 kişi yaralandı!
       Sahi Galatasaray'ın zaferini havaya ateş açmadan kutlamak o kadar zor mu?
       Cimbom'un yükselişinde büyük emek ve pay sahibi olan Fenerbahçe ve Beşiktaşlılar bile (Dört yıldır Galatasaray'a şampiyonluk yolunu açıp Avrupa'da başarılı olmasındaki katkıları tartışılmaz!) alınganlığa kapılıp Japonlar gibi kendilerine zarar vermedikten sonra, Sarı - Kırmızılıların sevinçten birbirini vurması olacak şey midir?
       Galatasaray'ın Avrupa başarıları giderek "rutin"e döndükçe maç yüzünden insan yaşamının tehlikeye atıldığı günleri de geride bırakacağız.
       Neyse, konumuz Fatih Terim ve futbolcularının başarısı.
       UEFA Kupası'ndan sonra Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ni kazanan İspanyol takımıyla (Real Madrid - Valencia maçının galibiyle) ağustosta Süper Kupa'yı oynayacakmış.
       Eh, madem futbolda başarı çıtası Avrupa doruklarına taşındı, siyasetçilerin de üzerine düşeni yapıp, Türkiye'nin ekonomik hedeflerini İspanya düzeyine çıkarmaları beklenemez mi?
       Fatih Terim, Galatasaray'ın devirdiği Avrupa devlerinin yüz milyon dolarlık bütçeleri anımsatıldığında, "Bu başarının ve yüreğin bütçesi olmaz" diyerek, örnek bir takım yaratmanın kaynağındaki inancın altını çizmiş. Gerçekten müthiş bir motivasyon, ekip ruhu ve dayanışmayla Avrupa'da zirveye çıktılar.
       Hepsini kutluyoruz.
       Emek ve disiplin bir araya gelince, maddi sıkıntılar geri plana itildi ve Galatasaray, "ölümüne" mücadele ederek kupayı Arsenal'den kaptı.
       Maçın yıldızı Taffarel'di ama Popescu, Hakan, Hagi ve "süper sakatlar" Okan ve Bülent inanılmaz bir hırsla maça asıldılar ve kazandılar. Bülent'in omuzu bandajlı ve tek kolunu kullanamayan hali, Battal Gazi'den farksızdı.
       Onlar Kopenhag'da Arsenal'i yenmekle kalmadılar, çileli halkımıza dertlerini unutturup, Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanında coşkuyla sokağa döktüler.
       Futbolla bayram yaşattılar.
       Galatasaray zoru başardı; AB'ye tam üye oldu, Kopenhag kriterlerine uyma sırası Ankara'da.
       Yaşam kalitesi ve demokrasi standardını yükseltmek için 2000 yılı dönemeç oldu; spordaki "zafer sarhoşluğuna" kapılmadan arkasını getirmeliyiz!


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr