Babuna'nın yaşamı

Babuna'nın yaşamı


Damarlarımızdaki "asil kan"ın kıymetini anlayabilmek için son dönemde biri Türkiye'de, öteki ABD'de gerçekleşen iki olay yetti.
Oktar Babuna için düzenlenen kampanyadan ve TIME dergisinin kolesterol araştırmasından söz ediyoruz.
Amerikalı bilim adamları, kalp damar hastalıklarında "enfarktüs" riskini artıran besinler içinde yumurtayı akladılar! Tuz da eskisi kadar bela sayılmıyor. Kırmızı etin azaltılması, sigaradan uzak durulması gibi "kötü huylu" kolesterole "yardım ve yataklık eden" etkenlere karşı açılan savaşta, anlaşılan bir "ateşkes" dönemine giriliyor.
Spor ve hafif egzersizle ve ölçüsüz yememek koşuluyla kalbi korumak mümkün olacakmış. Yeşil salata, zeytinyağı ve kırmızı şarabın saltanatı ise sürüyor.
Akdenizli olmak büyük avantaj!
Damarlarımızdaki "asil kan"ın yanısıra genlerimizin dünya durdukça bize sağlayacağı üstünlüklerin önemini de, Dr. Babuna kampanyası sayesinde öğrendik. Genetik haritamız çıkarılacak diye çok korktuk! Öyle ya, her fırsatta birbirini boğazlayıp sonra da "Ne ülkeymiş, asırlardır uğraşıyoruz hala batıramadık" özeleştirisinin altındaki karakterin, yurtdışındaki kanlarımızın "serbest dolaşımı" sırasında düşmanlarımızın eline geçmesi yüzyılın son büyük felaketi olurdu. Biz kendi gerçeğimizin farkındayız da, asırlardır boşuna efor harcadıklarının ortaya çıkması, yabancı dostlarımızı düş kırıklığına uğratabilirdi. Neyse ki, Sağlık Bakanımızın uyanıklığı sayesinde, kanımız yabancı ellerde kalmayacak. Genlerimiz salimen memlekete dönecek!
Babuna kampanyası, kuşkusuz 1999'un en sivil hareketiydi.
Rüzgar gibi geçti...
Kimilerine göre ilik bankası, "yalan rüzgarı"ydı. Alman Stefan Morsch Vakfı Babuna'ya Nisan ayında uygun kan bulduğunu açıkladı. Uygun ilik bulunmasına rağmen Babuna kampanyayı sürdürmeyi yeğledi. Onun hastalığını kullanan "Adnan Hocacılar" binlerce kan örneğini yurtdışına çıkararak trilyonluk bir rant oluşturmuşlar, "saadet zinciri" kurmuşlardı. Kan seferberliği sürdükçe, uluslararası ağ genişleyecek ve lösemili insanların dolarları "Babuna'nın arkadaşları"nın arkasındaki gücün kasasına girecekti. Özetle... Kampanya "yeraltına" inecekti.
Kampanya durdurulduğuna göre, bu risk artık ortadan kalktı demektir. Çünkü insani amaçlarla birer ikişer milyon lirasını bile "ilik bankası"na yatıranlar haklı olarak toplanan yardımın akıbetini soruyorlar. Verilen kanların lösemili hastaları kurtarmakta kullanılıp kullanılamayacağı da asıl sorunu oluşturuyor. İlik nakli için gerekli veriler Türkiye'ye gönderilecek mi?
Oktar Babuna ile konuştuk. Haksız eleştirilerden hayli sarsılmış ama inancını kaybetmemiş. Dürüst bir kampanya düzenlediklerini ve tüm bağışların kayıtlı olduğunu söylüyor. Suç duyuruları ve soruşturmalardan aklanarak çıkacağı görüşünde. Kemik iliği bankası oluşturmanın kamusal yararını sonuna kadar savunuyor. Son kampanya 78 insana umut ışığı yakmış. Diyor ki: "Baliç'in trasferine 20 milyon dolar değer biçilen ülkemizde insan yaşamı için gerekli 2 - 3 trilyon abartılı bir rakam olabilir mi?"
Ya kendisi?.. "Babuna'nın durumunda ilik nakli gerekmez" diyen Etik Kurulu'nu protesto anlamına gelen duygusal bir çıkışla, tedavi kabul etmeyip, "ölüme mahkumiyet" yoluna mı sapacak?
İşte, damarlarımızdaki "asil kan"ın Türklere özgü karakteristiği... "Vur deyince öldürüyoruz!"
Babuna kan kanseri, Türkiye'ye geldiği günden bu yana 7 kilo kaybetmiş. Tedavisi için hekimler "ilik nakli gerekli" diyorsa bir hastanın tedavisine genelgeyle nasıl engel olunabilir?
Hani yaşama hakkı kutsaldı ve Anayasa'nın güvencesi altındaydı?..



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr