Barış

1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle insanlık olarak en çok yıprattığımız, içini boşalttığımız “barışa dair” mesajlar iflah olmaz bir iyimserlikle yinelendi.
Oysa barış Kaf dağının ardında!
Sadece Libya’daki çatışmaların altı aylık sonucunun 50 bin kişinin ölümü olduğu gerçeği barışa ne denli uzak olduğumuzun kanıtı. Suriye’de ramazan boyunca 550 kişi yaşamını yitirmiş. Türkiye’de de PKK’nın “eylemsizliğe son verdiğini” açıkladığı birkaç ay içerisinde 50’den fazla genç insanı kaybettik. Bayrama şehit cenazeleriyle girdik. Kandil’e yönelik hava saldırılarında 150 PKK’lının öldürüldüğü açıklandı
DİSK, KESK, TMMOB, Türk Tabipler Birliği 1 Eylül nedeniyle yayımladıkları bildiride “barış” çağrısında bulundular:
“2011 yılının 1 Eylül’ündeyiz ve ne yazık ki bizde barış yok. Barış ne kelime, bugünlerde ülkemizde uçaklar yıllardır şiddetle, savaşla çözemediğimiz Kürt sorununun ‘çözümü’ için bir kez daha yine savaş için kalkıyor. Yine biliyoruz ki savaşmamak ve yerine barışı tesis etmede marifet öncelikle güçlü olanın elindedir, o nedenle sözümüz hükümetedir: Bu ülkenin, bu coğrafyanın yoksul gençlerini savaşa-savaşlara sürüklemeden, sorunları çözme cesareti gösterin. Silahı ve şiddeti değil, demokratik, eşit, adil bir yaşamı savunun.”
Bunlar güzel sözler.
Ama artık bu “tek taraflı” çağrıların çok da anlamlı olmadığını bildiriyi yayımlayanlar da biliyor!
Silvan’da başlayan Çukurca’daki mayın tuzaklarıyla devam eden, “Özerk Kürdistan” siyasetini silahla hayata geçirmeye çalışan PKK’nın saldırılarını görmezden gelip hükümete seslenmek adil midir?
Iraklı Kürt lider Neçirvan Barzani’nin son açıklaması çok daha gerçekçiydi.
Çatışmalı süreçten PKK’yı sorumlu tutan Barzani, PKK’nın son eylemleri ile Türkiye’de Öcalan’la sürdürülen siyasi, barışçı çözüm girişimlerini heba ettiğini söyledi. BDP’nin Meclis’i boykot etmesini de “stratejik bir yanlış” olarak değerlendirdi.
Kürt sorununa içtenlikle çözüm arayan herkes; Demokratik Toplum Kongresi adına Aysel Tuğluk’un “özerklik” bildirisini okuduğu tarihle eşzamanlı Silvan saldırısının, Öcalan’ın İmralı’da tam da “devletle anlaştık, barış konseyleri kurulacak” sözlerini de sabote ettiğini belirtti. Bu basit bir hata değildi. Libya ve Suriye’de iç çatışmaların rejimleri sarstığı, değiştirdiği bir dönemde PKK da “savaş baltaları”nı çıkardı. Tuğluk’un “statü” açıklamasıyla hedef büyüttü. Hakkâri’de yoğunlaşarak, Güneydoğu’yu yeniden savaş alanına çevirdi.
Acaba, 12 Haziran sonrası BDP’li bağımsızlar Meclis’te yerlerini almış olsalar ve PKK kan dökmeye başlamasa, Kandil ve Kuzey Irak’a yönelik hava saldırılarının makul bir gerekçesi olur muydu?
Barış sağlanacaksa elbette iki taraflı “ateşkes” olacak, hem operasyonlar duracak hem de PKK silahı bırakacak.
1 Ekim’de BDP Grubu’nun Meclis’teki mevcudiyeti yeni bir başlangıç olabilir.