Barış yolu

Mardin
Viranşehir’de bir benzin istasyonu. “Bereket hilali” diye anılan kuzey Mezopotamya topraklarında zaman tünelinden geçer gibiyiz. Sıcaklık 40 derecenin üzerinde. GAP’ın bereketi ovaya düşmüş, taşlı tarlalarda fıstık ağaçları, mısırlar boy vermiş. Susuz yazlar geride kalmış. Fırat ve Dicle nehirlerini birleştirecek kanallar 2012’de tamamlanacak, “Rüya proje” bitmeden, yeraltı suları Şanlıurfa - Mardin arasındaki geniş toprakları şimdiden yeşertmiş. Ancak yüzler gülmüyor. Güneydoğu’nun makus talihi bir kez daha kanla, gözyaşıyla buluşuyor. Çatışma haberleri, şehit cenazeleri geliyor.
Diyarbakır’dan çalışmaya gelmiş bir baba anlatıyor:
“İki oğlum var, biri askerde öteki dağda. Her gün onlardan gelecek haberi bekliyorum. Bu savaş daha ne kadar sürecek, barış ne zaman gelecek?”
Milliyet’in iki günlük Şanlıurfa, Mardin ve Batman buluşmalarında yerel yöneticiler, kalkınma ajansı ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ile konuşurken hep aynı endişeyi yakalıyoruz.
Uygarlık tarihinin bu eşsiz topraklarında insana refaha, kalkınmaya, eğitime, sağlığa gidebilecek kaynakları otuz yıldır çözemediğimiz bir sorun adına tüketmeye daha ne kadar devam edeceğiz? GAP’a yapılan harcamaların birkaç katı, silaha gitmiş olmalı. Kürt sorununu barışçı yöntemlerle çözemediğimiz sürece, bu topraklara huzur gelmeyecek. Oysa “bereket hilali” diye anılan bu topraklar 2010 Türkiyesi’nde uygarlık tarihinin yazıldığı binlerce yıl öncesine benzer yeni fırsatlar sunuyor. Şanlıurfa tarihi dokusuyla Kudüs gibi, yeniden doğuyor. İskenderun, Urfa, Gaziantep, Diyarbakır yeni bir gelişim havzası olarak Şam’dan Halep’e, Erbil’e, Kerkük’e uzanan coğrafyada bir yıldız gibi parlıyor. Ama dağlarında ateş var bölgenin, Yaşar Kemal’in romanlarındaki gibi, “Fırat suyu kan akıyor.” O sularda cenazeler yıkanıyor. Harran’ın, Mardin ovasına akan kanalların suyu umutları yeşertmiyor. Viranşehir’de bir benzin istasyonunda konuştuğumuz baba, “İki oğlum var, biri askerde öteki dağda” derken Güneydoğu gerçeğini en dramatik şekilde anlatıyor.
Bugün Ankara’da önemli bir buluşma var:
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu nihayet yan yana gelecekler.
Kürt sorununun çözümü için başlatılan “demokratik açılım” sürecinin yeniden canlandırılması için Başbakan Erdoğan’ın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yapacağı görüşmenin güncel polemikleri aşan bir değeri, sonucu olmalı. Açılım süreci kesintiye uğradığı için Güneydoğu’da kan dökülüyor. Çocuklar ölüyor.
CHP’nin de AKP gibi, Kürt sorununun çözümüyle ilgili projeler hazırlaması gerekiyor.
İstenirse 12 Eylül referandumundan önce “ateşkes” sağlayacak, PKK’yı tekrar “eylemsizlik” noktasına çekecek çözümler bulunabilir. “Diyalog” yolları açılabilir. BDP de bu sürece katılmalı.
Güneydoğu barış arıyor.