BARIŞA EL VERMEK

BARIŞA EL VERMEK

Zap Suyu üzerindeki köprüde görünen Milliyet’in 1998’deki yazıişleri kadrosu ‘Haydi Güneydoğu’ya diyerek toplantılarını bölgede yapmaya başlamıştı.

Gazete masada hazırlanır ancak esas olan sahaya inmektir. Muhabiriyle, yazarıyla sokaklarda dolaşmak, Anadolu’ya çıkmaktır.
Milliyet’te geleneksel olarak yollara düşmeyi, toplumsal sorunları yerinde izlemeyi severiz. İnternet çağında artık görülmedik, gidilmedik yer kalmadı; her şey akıllı bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla avucumuzun içinde ancak yine de bir gazeteci için ‘doğrudan temas’ hâlâ çok değerli. İnsanlarla ancak ‘yüz yüze’ geldiğinizde duygusal olarak yoğunlaşır, gerçeği kavrar, ona göre aktarırsınız.
Örneğin bir gece yarısı Diyarbakır’ın Sanat Sokağı’nda karşılaştığınız eski Dicle Belediye Başkanı’nın eşi ve kız kardeşiyle bir kahvede çay sohbeti yaptığınızda KCK davasından 3.5 yılı cezaevinde geçen bir insanın bir milyon insanın katıldığı Nevruz’daki kalabalıklardan nasıl tedirgin olduğunu anlarsınız.
Çünkü haksız bir suçlamayla 3.5 yılı kapalı bir koğuşta geçirmenin bedeli tarifsizdir.
Çocukları uyurken evden alınan bir baba, aradan geçen onca zamandan sonra yine bir gece yarısı evine döndüğünde çocuklarını öperek uyandırmanın sevinciyle, Öcalan’ın ‘silahlara veda’ çağrısıyla coşan kalabalıkların tepkisini ortaklaştırmakta ancak yaşadığı travmanın etkisiyle aynı zamanda ürkmektedir.
Burası Diyarbakır.
Ve yeni bir ‘barış’ atmosferinde ‘Bu sefer tamam, artık geri dönülmez yoldayız’ diyenlerin bilinçaltında ‘Habur sendromu’ canlanmaktadır.
Yakın tarihin en kanlı siyasal sorununda bir kez daha çözüm için umutlanmaktayız.
Milliyet yönetimi ve yazarları olarak ‘sürece destek’ amacıyla hafta sonunu Diyarbakır’da geçirdik.
1998’de şiddetin dorukta olduğu koşullarda ‘Haydi Güneydoğu’ya’ diyerek Yazıişleri toplantılarını bölgede yapmaya başlamıştık. Van, Hakkari, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Batman.
Güneydoğu’dan hiç kopmadık.
Son olarak 2009 ‘demokratik açılım’ sürecinde 1 Eylül Barış Mitingi’ni Diyarbakır’da izlemiştim.
3.5 yıl sonra yeniden geldiğimde Diyarbakır’ın kentsel gelişim dönüşümünü de hayranlıkla izledim.
Yalnız bulvarlar, parklar, yükselen binalar, sosyal mekânlar, cafeler değil, sosyal ve siyasal yapıda da müthiş bir gelişim, ilerleme var. O nedenle artık ‘silahların susma’ zamanı geldi. Çünkü artık siyaset çok güçlü, fikirler konuşuyor. Herkes ortak bir gelecekte birleşiyor. Şiddetin son bulmasını istiyor.

HİZBULKONTRA KAYGISI
Çözüme böylesine yaklaşıldığı bir ortamda özellikle siyasi iktidara büyük sorumluluk düşüyor.
Dicle Üniversitesi’nde ‘Kutlu Doğum Haftası’nı gerekçe göstererek bölgeyi yeniden 1990’ların ‘Hizbulkontra’ ortamına itmek tarihsel bir hata olur. Şu sıra Diyarbakır’da ve bölgede en çok ihtiyaç duyulan kavram ‘güven’.
Güveni sarsacak her türlü ‘provokatif’ eylemin başlamadan önlenmesi gerekiyor.
Polisin ‘kuşku verici’ ya da Hizbullahçı grupları özendirici hareketlerden uzak durması gerekiyor.
PKK’nın silah bırakarak sınır dışına çıkmayı tartıştığı bir sırada, ‘karşı görüşlü gençlerin çatışması’ gibi gösterilecek eylemlerin tırmanması sürece büyük zarar verir.
Siyasetin asla bu tür olaylardan beslenmemesi gerekiyor.
Diyarbakır’daki ilk gecemizde Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile BDP eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Milliyet’in yemeğine katıldılar.
Gazeteci meslektaşımız, eski Özgür Gündem muhabiri Gültan Hanım, Batman milletvekili Mehmet Sincar’ın sokak ortasında vurulduğu 1990’ların gergin seçim ortamında, ‘Katil oyunu kullandı!’ diye manşet attıklarını anlattı.

GELECEĞE YATIRIM
Milliyet olarak, ‘Geleceğe Yatırım, Türkiye’ye Yatırım’ toplantıları yapıyoruz.
Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker, bölge milletvekillleri, sanayi ve ticaret odaları yöneticileri ve sivil toplum örgütü temsilcileri konuklarımız.
Diyarbakır, aynı zamanda Sayın Erdoğan Demirören’in 1970-80’lerden bu yana ‘Doğu-Batı ayrımı’ olmaksızın Türkiye’nin geleceği adına yatırım yaptığı kent. Son dönemde mermer çıkarılıyor.
Silahların susmasıyla Diyarbakır’ın Ortadoğu’nun en önemli merkezi olacağı gözleniyor.
Tarihte de böyle olmuş.
Eski Diyarbakır şimdi UNESCO’nun da katkılarıyla kaleden hanlara, Ermeni ve Süryani kiliselerinden camilere, medreselere han ve hamamlardan konaklara, çarşılara kadar yeniden hayat buluyor.
Ermeni cemaatinin topladığı yardımlar ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Ortadoğu’nun en büyük kilisesi yıkıntı olmaktan kurtarılıp ibadete açılmış.
Kürt geleneğinin kültür varlığı Dengbejlik Urfa’nın ‘sıra geceleri’ gibi özel mekânlarda müzikle yöresel destanları buluşturuyor.
Dengbejlerden beslenen Yaşar Kemal ustanın röportajları unutulmazdır.
Barış süreci hiç kuşkusuz ömrünü bu davaya adayan Yaşar Ağabey’i heyecanlandırıyor olmalı. Bir keresinde, İnce Memed romanından sonra gittiği köyünde Çukurovalıların kendisine, ‘İnce Memed’i şöhret ettin ama bir mezarını bile yaptırmadın!’ diye sitem ettiklerini gülerek anlatmıştı.
Uçağımız Dicle üzerinden Diyarbakır’ın hayli yağmur almış yeşil düzlüklerine doğru alçaldığında dağlarına bahar gelmiş ‘namlunun ucundaki karanfillerin’ demokrasiye evrildiği bir memleketin düş olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşmesini diliyorum.
Bu defa fırsat kaçmamalı!
Barışa el verelim.
Milliyet kervanı yola, Mardin, Şanlıurfa, Batman, Van, Hakkari, Tunceli ile devam edecek.
Bu yaz Doğu ve Güneydoğu’dayız.