Barışa taraf olmak

Türkiye’nin Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü için hayli cesur adımlar attığı, İmralı ile görüşmeler sürecine girildiği ortamda Paris’te gerçekleşen ‘derin’ infazlar, gündemi altüst etmeye yetti.Barışa taraf olmak
Gözler Fransa’ya çevrildi. Paris’in orta yerinde PKK’nın kullandığı Kürdistan Enformasyon Bürosu’na güpegündüz girilmiş ve 3 kadın suikast filmlerine konu olacak profesyonellikte öldürülmüşlerdi.
Öldürülen Sakine Cansız, PKK’nın kurucuları arasındaydı. Abdullah Öcalan’a yakınlığıyla tanınıyordu.
Fidan Doğan, Kürdistan Kongresi Fransa temsilcisiydi. Leyla Söylemez ise genç bir aktivistti.

Süreç sabote ediliyor

İnfazlar tam da BDP heyetinin İmralı’da Abdullah Öcalan’ı ziyaret ederek, 2009’daki 2009 ‘demokratik açılım’ ve Oslo sürecini canlandırmak üzere harekete geçildiği sırada gerçekleşti.
Belli ki, süreci sabote etmeye dönük aktörler devreye girmişti.
Operasyon için Fransa seçilmişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, tuhaf biçimde, öldürülen PKK’lı kadınlardan biriyle ‘düzenli olarak görüştüğünü’ açıkladı.
Başbakan Erdoğan da haklı olarak, “Avrupa Birliği’nin terör örgütü ilan ettiği örgütlerin mensupları ve kırmızı bültenle aranan bir insan veya insanlar sizinle nasıl düzenli olarak görüşebilir?”‘ diye tepki gösterdi.
Fransız makamlarının gözetimi ve denetiminde olan bir binada gerçekleşen suikast, Hollande yönetiminin başını tartışmasız çok ağrıtacaktır. Eğer infazlar öne sürüldüğü gibi örgüt içi bir hesaplaşma ise ya da Sakine Cansız üzerinden İmralı’ya mesaj verilmek isteniyorsa, geçmişte Türk diplomatlarını hedef alan ASALA suikastlarının ‘Orly Katliamı’nın ardından son bulmasına benzer şekilde PKK’nın Avrupa’daki konumu hayli sarsılacaktır.
Gerçek şu ki artık ‘geri dönülmez’ yoldayız.
Devlet, İmralı ile PKK’nın silahsızlandırılması, en azından bu aşamada silahlı güçlerini sınır dışına çekmesi konusunda görüşmeler başlatırken, süreci sabote etmek çaresizlikten öte br anam taşımıyor. Bu tür operasyonlarla ‘suyu bulandırmak’ yerine akılcı önerilerle çözümü desteklemek gerekiyor.

Biz barıştan yanayız

Bu aşamada hepimize düşen ‘barışa taraf olmaktır!’
Milliyet olarak biz tarafız. Barıştan yanayız. 2009-2010’daki hatalar yinelenmezse silahların susacağına inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk kez bir siyasi iktidar tüm riskleri göze alarak, Kürt sorununun demokratik çözümü için İmralı’da tutuklu olan PKK lideri Abdullah Öcalan’la MİT Müsteşarı kanalıyla müzakere başlatıyor. BDP’de Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata ziyaretleriyle siyasal temsil sorumluluğunu üstleniyor. CHP de Kılıçdaroğlu liderliğinde sürece destek veriyor.
Bu iklim korunursa Anayasa’da gerçekleşecek siyasal hak ve özgürlükler temelinde sorun demokratik çözüme kavuşturulabilir.
PKK, Arap Baharı ve Suriye’deki ‘iç çatışmalar’ın etkisiyle yeniden silaha sarılarak sonuca gitmeye çalıştı ancak son bir yılda binin üzerinde kayıp verdi. Sonuç ortada: Türkiye ne Suriye olur ne de Irak.
İki ülke de ABD’nin bölgeye müdahalesinin sonucu yaşanan bölünmeyle iç çatışmaların girdabında perişan oldu. Suriye’de ölenlerin sayısı 60 binin üzerinde. 1 milyondan fazla insan evini barkını terk etti. Mülteci durumuna düştüler.
Kürtler bu tuzağa düşmemeliler!
Milliyet’in Batman toplantısında söylediğimiz gibi, “Bu coğrafya artık makus talihini yenmeli”.
Gazete olarak çocuklarımızın ölmemesi için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazırız.
Artık daha fazla kan dökülmesin.
Dağlarına bahar gelsin memleketimizin.


Aleviler dizisi ve çatışma çözümü

Onca haber yoğunluğu içinde iki akademisyenin çalışmalarının ürünü olan iki yazı dizisine yer açtık.
Doç. Maya Arakon, çatışma çözümleriyle ilgili doktora çalışması “Avrupa Birliği’nin Güvenliğini Tehdit Eden Ayrılıkçı Örgütler: IRA, ETA ve FLNC’’den hareketle PKK’nın silah bırakma şartlarını irdeleyen bir dizi hazırladı.
Arakon’un dizisi hayli yankı uyandırdı.
Teşekkür ederiz.
Sosyal bilimci Nil Mutluer ise ‘Alevi Açılımı’nı masaya yatırıyor.
Mutluer, Alevi örgütleriyle Diyanet’le ve ilgili bakanlıklarla konuşmakla yetinmedi, sahaya çıkarak Dersim’den Sivas’a uzanan, acılı bir tarihin aydınlık yüzünü, ötekileştirilen kültürünü, inançlarını kaleme aldı.
Milliyet’te böylesine kapsamlı bir çalışma son dönemde yapılmamıştı.
Diziyi on güne yaydık.
Okurlarımızın da katılımıyla Alevi çalıştaylarına konu olabilecek değerde dokümanlar ortaya çıkacağını umuyoruz.
Prof. Barbaros Çetin ise soğuk kış günlerinde ‘ısınan dünyamızı’ yazdı.
Çılgınca tükettiğimiz doğaya karşı sloganımız ‘Yavaş bir dünya’ydı.
Elbette o yavaşlık gazetecilere göre değil.
Milliyet’te çarklar daha da hızlı dönüyor.
Her gün daha iyi bir gazete çıkarmanın heyecanıyla koşuşturuyoruz.
Saygılarımla.