BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖDÜLÜ KADRİ GÜRSEL’İN

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 2013 ‘Basın Özgürlüğü Ödülü’ kişi dalında Milliyet Gazetesi yazarı Kadri Gürsel’e verildi.
Sevgili Kadri’yi kutluyoruz.
Kadri Gürsel’in temsil ettiği ciddi, dengeli, rüzgâra göre eğilip bükülmeyen, eleştirel, analitik, sorgulayıcı gazeteciliğin ödüllendirilmesi Milliyet’teki meslektaşları kadar, medyadaki erozyondan rahatsız tüm gazetecileri sevindirmiş olmalı.
TGC’nin Seçiciler Kurulu’nu da basın özgürlüğüne sahiplenen tutumu, adil ve özendirici değerlendirmesi nedeniyle kutlamak gerekiyor.
Kurum dalında 2013 ödülünü bir yıl boyunca yaptığı çalışmalar ve özelde Taksim Gezi Parkı olayları sırasında sergilediği objektif yayıncılık anlayışı nedeniyle Doğan Haber Ajansı aldı.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖDÜLÜ KADRİ GÜRSEL’İN

Asu Maro, Gezi Parkı’nda tanışan ve kısa sürede evlenen Nuray Çokol - Özgür Kaya çiftiyle konuştu, öykülerini Milliyet okurlarına aktardı. Çiftin fotoğraflarını da Hüseyin Özdemir çekti.

Türkiye’nin önde gelen televizyon haber kanallarının ekran kararttığı, merkez medyanın alandan çekildiği ortamda Gezi’de habercilik yapmak cesaret istiyordu. Bazen muhabir ve yazarların performansı kurumların önüne geçer. Sonuçta o başarıdan kurumlar da pay alır. Gezide 3 hafta boyunca gece gündüz görev yapan, salt mesleki değil insani, vicdani duruş sergileyen gazeteciler 2013 ‘Basın Özgürlüğü’ ödülünü fazlasıyla hak ettiler.
TGC ödüllerinde çok anlamlı kategoriler de var:
Tutuklu gazeteciler adına 7 yıldır cezaevinde bulunan Özgür Radyo Yayın Yönetmeni Füsun Erdoğan ödüle layık görüldü.
Gezi Parkı’ndan doğru bilgileri sosyal medyada paylaşan yurtttaş gazeteciler ile sahada çalışan, şiddet gören, tehdit edilen, gözaltına alınan, işten atılan tüm muhabirler, fotomuhabirleri ve kameramanlar adına IMC Program Editörü Gökhan Binici’ye ödül verildi.
Ödüller, eskiden ‘Basın Bayramı’ diye anılan Sansür’ün Kaldırılmasının Yıldönümü 24 Temmuz Gazeteciler Günü’nde The Marmara Taksim Oteli’nde düzenlenen törenle dağıtılacak. Kutlanacak bayram kalmadığı gibi böyle giderse ‘özgürlük’ ödülü alacak gazeteci de bulunamayacağı kaygısıyla 2013 TGC ödüllerine hak kazanan tüm meslektaşlarımızı kutluyoruz.
İyi ki varlar; haber, yazı ve fotoğraflarıyla Türkiye’de gazeteciliğin CNN’e, BBC’ye ihtiyaç duyulmadan yapılabileceğini kanıtladılar.

TUTUKLU GAZETECİLER
Kanayan bir yara uzun tutukluluk süreleri ve çeşitli davalardan yargılanırken, ‘hüküm giymişçesine’ hapiste tutulan gazeteciler, milletvekilleri...
Bu hafta Milliyet’te Silivri’de çekilen bir fotoğrafı yayımladık.
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan hücrelerinde plastik taburelere oturmuşlar, Mustafa’nın eli Tuncay’ın omzunda tahliye edilecekleri günü bekliyorlar.
Ergenekon Davası’nda sona gelindi.
Fotoğrafın çekildiği gün İzmir CHP milletvekili, gazeteci Balbay’ın cezaevindeki tutukluluk süresi 4 yıl 133 günü bulmuş. Özkan ise 4 yıl 300 günü doldurmuş.
İki meslektaşımız beraat ederlerse hayatlarının 4 yılını onlara kim verecek?!
Ergenekon, Balyoz, KCK davaları derken cezaevlerinde ‘hüküm giymeden’ yatan mağdurlar ordusu oluştu.
‘İleri demokrasi’den söz edilen bir ülkede böyle bir tablo olur mu?
Hanefi Avcı’nın ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ kitabı nedeniyle 15 yıla mahkûm olduğu ‘Devrimci Karargah’ örgütü davasında yargılanan gazeteci Aylin Duruoğlu beraat etti.
Meslektaşımızın on aylık tutukluluk süresi ardından, önce serbest bırakılması ve sonra gelen beraat kararı, ağır haksızlığın kanıtı değil mi? Adalet sisteminde onca ‘reform’a rağmen bu haksızlıklar hâlâ nasıl ve neden yaşanmakta?!
Kürt sorununun barışçı çözümü yönünde İmralı ile müzakere sürdürülen bir ortamda KCK davasından 8 bin tutuklu olması nasıl açıklanabilir?
Seçilmiş 8 milletvekilinin cezaevinde olduğu bir TBMM’de adil bir yasamadan, sivil Anayasa için uzlaşmadan söz edillebilir mi?
Bu adaletsizliklere son verecek bir ‘adalet’ düzeni oluşmadan Mısır’daki darbeye tepki gösterip, Türkiye’de demokrasiden söz etmek olası mıdır?
‘Arap Baharı’nın diktalara dönüştüğü, Suriye’deki ‘iç savaş’ın, ‘KYP özerkliği’ üzerinden yeni tuzaklara zemin hazırladığı, Türkiye’nin Irak’takine benzer Ortadoğu batağına çekilmek istendiği bir ortamda, toplumu ayrıştırmaktan kaçınmak, birleştirici olmak, otoriterliğe değil, hoşgörü ve toleransa yönelmek, demokratik değerlere sımsıkı sarılmak gerekiyor.
Bu sorumluluk iktidarı da muhalefeti de, medyayı da bağlıyor.

RAMAZAN VE ÇALIŞMA YAŞAMI SAYFALARIMIZBASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖDÜLÜ KADRİ GÜRSEL’İN
Milliyet olarak, öteden beri üstün olduğumuz siyasi haberciliğimiz, ekonomi ve diplomasi alanındaki üstünlüğümüz, son dönemde spor ve magazinle pekişiyor.
Cadde ekimiz artık cemiyet haberlerine daha açık.
Sporumuz daha dinamik.
İki profesör hocamızla da Ramazan’da okurlarımızla yeni bağlar kuruyoruz.
Ramazan sayfamızı hazırlayan Prof. Abdülaziz Bayındır’ı ekranlarda da izliyoruz. Doğrudan Kuran’ı temel alan yorumlarıyla, özellikle de iftar süreleri ve namaz saatleriyle ilgili görüşleri dikkat çekici polemiklere yol açıyor.
Prof. Cem Kılıç ise bundan böyle Milliyet’te çalışanların, emeklilerin sorunlarını yazacak. Onları yasalar ve yönetmelikler konusunda bilgilendirecek. Vatandaşın ‘gerçek gündemi’ni izleyecek.
SGK emeklilerine yönelik ‘haciz’ uygulamasıyla ilk günden ‘halkın gündemi’ne uzandı. Bundan böyle sorunlarınızı yansıtacağınız bir adresiniz var, Milliyet’te.
İki hocamıza da teşekkür ederiz.
İyi haftalar, saygılar.