BAŞKANLIĞA GİDEN YOL

Başbakan Erdoğan’ın 3 günlük ‘Washington maratonu’ geziyi izleyen gazetecilere Türkiye kamuoyunu bilgilendirmek adına hayli fırsat sundu.
Milliyet ekibi olarak, özellikle Suriye politikasında izlenecek ‘yol haritası’ konusunda okurlarımızın kafasındaki sorulara açıklık kazandırdığımızı düşünüyorum.
ABD’deki lider ziyaretlerinin önemli bir zorluğu 7 saatlik zaman farkından kaynaklanır.
Gün boyu, Beyaz Saray’daki buluşmaya odaklanır-sınız ancak görüşmenin bitiminde ‘kapalı kapılar ardında’ olup bitenleri atlamamak için zamanla yarışırsınız. Gazeteyi geciktirmeden ilk baskılara haberin detaylarını yetiştirmeye çalışırsınız. Neyseki bu defa zorlanmadık. Siyaset sporun önüne geçti! ‘Maç protokolü yapar’ gibi, gazeteler Türkiye saatiyle 16.45’te başlayan görüşmenin bitimini beklediler.
İki lider Beyaz Saray’da gazetecilerin karşısına çıktıklarında Washington’da saat 12.30’u bulmuştu.
Türkiye saatiyle 20.00’ye doğru haberleri geçmeye başladık.
Ve tüm baskılara yetiştirdik.
Washington Temsilcimiz Pınar Ersoy, yazarlarımız Aslı Aydıntaşbaş ve Güngör Uras’la birlikte Erdoğan- Obama görüşmesini detaylarıyla yayımladık.
Reyhanlı’daki patlama sonrası Erdoğan’ın Suriye’ye askeri müdahale konusunda ‘Obama’yı ikna edeceği’ düşüncesi yaygındı. Ancak gerçekçi olan, askeri seçenekten çok diplomatik baskının öne çıkarılmasıydı. Türkiye PKK’yı ‘silahları bırakma’ noktasına getirirken ABD dahil dışarıdan gelecek telkinlerle Suriye’yi sadece Türkiye’nin meselesi haline getiren (Reyhanlı’da ödenen ağır bedel ortada!) adımlardan kaçınmalı ve süreci BM ve uluslararası hukuk hukuk zeminine taşımalıydı.
Obama- Erdoğan görüşmesinde ‘Esad’sız Suriye’ mutabakatı sağlanırken, Irak benzeri bir müdahale olasılığı şimdilik ortadan kalktı.
Doğrusu da buydu: 2003 Irak işgalinden alınan derslerle ABD’nin Suriye’de ‘savaşa girme’ niyeti yok! Dolayısıyla sorun bu aşamada Rusya ve Çin’in de ikna olabileceği ‘Cenevre 2’ sürecine havale ediliyor.
Ancak diplomatik çabaların Esad’ı katliamlar konusunda cesaretlendirmeden, füze saldırıları ve kimyasal silah kullanmaktan alıkoyması gerekiyor. Bosna’da yıllarca seyredilen ‘etnik temizliğin’ acıları iç savaşın üzerinden geçen onca yıla karşın dinmedi. Aynı duyarsızlık Suriye konusunda yaşanmamalı.
‘İnsanlık trajedisi’ne BM gözetiminde dur denilmeli.

Erdoğan, başkanlık ve 2014 hedefi
Başbakan Erdoğan, Washington’daki temaslarının son gününde geziye davet ettiği gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir söyleşi yaptı. Anayasa ve başkanlık modeli başta, 2014 hedeflerine açıklık getirdi.
Erdoğan bu tür ‘özel’ görüşmeleri uçakta yapardı.
Medya yöneticilerini bu kez bir sürpriz bekliyordu. Washington’a uçulacağı gün, Başbakan’ın ABD’ye ATA uçağıyla gideceği, gazetecilerin de geziye davetli işadamları ve bakanlarla birlikte olacakları bildirildi.
Özel görüşme son güne kaldı.
İyi de oldu; ABD Başkanı Obama ile Beyaz Saray’daki heyetler arası görüşmelerin akşamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı 3 saatlik çalışma yemeğinden izlenimler edinmek mümkün oldu.
O arada Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Pensilvanya’ya giderek Fethullah Gülen ile BAŞKANLIĞA GİDEN YOLgörüştüğünü öğrendik.
Böylece, son dönemde siyasi iktidarla cemaat arasında Tayyip Bey’in ‘başkanlık’ planı dahil ortaya çıkan ‘güçler savaşımı’ konusunda bir ‘uzlaşı’ ihtiyacı doğduğu teyit edilmiş oldu.
Çankaya- hükümet ilişkilerini de etkileyen bu ‘misyon’ Sayın Arınç’a verilmiş. ‘Gülen faktörü’ Cumhurbaşkanı Gül’ün ‘adaylığı’ açısından da önemli. AKP’nin o yolu kapatma girişimi Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştü. Gül isterse ikinci kez seçime girebilir.
Sadece anayasa bakış açılarındaki fark bile Gül ile Erdoğan arasındaki ‘siyasi makas’ın giderek açıldığını gösteriyor.
Başbakan Erdoğan, sadece 40 maddesinde uzlaşılan anayasa konusunda ‘umutsuz’ olduğunu vurgularken, AKP’nin sonunda kendi anayasa taslağını Meclis’e sunup destek arayacağını söyledi. Bu arayışta PKK’nın silah bırakmasına dayalı çözüm süreci ve BDP’nin rolünü de dikkate almak gerekiyor.
Yeni anayasa yapılamazsa, 2014’teki yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçileceği ağustos seçiminde Tayyip Bey’i mevcut yetkilerle ya da ‘partili’ cumhurbaşkanına olanak tanıyan kısmi bir anayasa değişikliğiyle Çankaya’da görebiliriz. Başkanlık konusundaki ‘köklü’ değişiklik 2015 seçimlerinden sonra da gündeme gelebilir. Erdoğan, başkanlık için ‘Tartışılsın ama olmazsa olmazımız değil’ diyor ama ülkeyi Çankaya’dan ‘Özalvâri’ yöntemle (zayıf başbakan, güçlü başkan) Fransa’daki gibi yönetmesi AKP’ye bir sonraki seçimi kaybettirebilir!
Erdoğan’ın gelecek on yıla dönük ‘2023 planı’nı hayata geçirebilme konusunda hayli ‘pragmatist’ adımlar atacağını da göz ardı etmemek gerekiyor.
Sadece Kürt sorununun barışçı çözümü bile o yolu açmaya yetecektir!