Bir ada hikayesi

Bir ada hikayesi

Derya SAZAK

YAŞAR Kemal, son romanıyla Milliyet'te...
Önümüzdeki haftadan itibaren, "bir ada hikayesi" üçlemesinin ilk kitabı olan "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" Milliyet sütunlarında "tefrika" edilecek.
Roman yayınlamak, Babıali geleneğidir. Orta kuşak okurlar, Türk edebiyatının seçkin örneklerinin gazetelerde yer aldığı günlerin özlemini duyarlar.
Sürükleyici öykülerde, ertesi gün iple çekilirdi.
Milliyet, bu geleneği yeniden canlandırarak genç kuşakları, edebiyatımızın "yaşayan efsaneleri"yle tanıştırmak için, Yaşar Kemal'le anlaştı.
İnce Memet'in babası, son romanıyla, televizyon haberlerinin dehşetinden bunalmış, "rayting" savaşlarından yorgun düşmüş izleyici ve okur kitlesinin karşısına, denizinde rengarenk ışıkların kaynaştığı bir "ada"nın büyülü anlatımıyla çıkıyor.
Yaşar Kemal diyor ki:
"İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben, ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki, benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya..."
Yaşar Kemal, tartışılan siyasi kişiliğinin yanı sıra, her şeyden önce bir edebiyatçı.
Ama, yazmadan önce, bir folklor derlemecisi, destan anlatıcısı olan bir edebiyatçı.
Romanın büyük ustası, kalemi eline almadan önce, çıraklığını yaptığı Çukurova'nın büyük gezginci destanlarında öğrendiği öyküleri, Toroslar'da köy köy dolaşarak anlatıyormuş.
Yaşar Kemal'e Frankfurt Kitap Fuarı'nda geçen ay "Alman Nobel"i sayılan, Yayıncılar Birliği'nin en büyük ödülü verildi.
Tören gurur vericiydi.
Ödülü, daha önce alanlar arasında Octavio Paz, Vaclav Havel, Amos Oz, Yehudi Menuhin gibi çok saygın isimler vardı.
Yaşar Kemal'in aldığı "barış ödülü"nün takdim konuşmasını Almanya'nın yaşayan en ünlü romancısı Gunter Gross'ın yapması da, ayrıca anlamlıydı.
Dünyada, neredeyse tüm dillere çevrilen İnce Memet'in başarısı nedeniyle nobelin "kronik" adayı olarak anılan Yaşar Kemal için, en büyük ödül, hiçbir zaman azalmayan, sürekli artan okur desteğidir. (Burada, Özfatura'yı hesaptan düşmek gerekiyor!) Yaşar Kemal, kimi çevrelerin ilgisizliğini mizaha vurmakta da ustadır. Edebiyattan uzak milletvekiline, "nobel adayımızdır..." diye tanıtılınca kırk yıllık parti delegesi muamelesi görüp sarmaş dolaş nasıl öpüldüğünü kahkahayla anlatıyor.
Yaşar Kemal son dönemde çok tartışıldı. Der Spiegel'deki yazısı nedeniyle eleştirildi, 2 yıllık mahkumiyeti ertelenmese hapse bile girecekti.
Yaşar Kemal, Frankfurt'taki ödül töreninde insanca değerlere, barışa, kardeşliğe dayalı Türkiye özlemini şöyle seslendiriyor:
"Benim, romanlarımı, hikayelerimi okuyanlar hiçbir zaman savaşı istemesinler, hep barıştan yana olsunlar. Benim, yazılarımı okuyanlar insanın insanı sömürmesine dayanamasınlar. Yoksulluk utancını yüreklerinden atsınlar.
Yani benim kitaplarımı okuyanlar hiçbir kötülük yapmasınlar, iyilikten yana olsunlar."
Bakalım, Yaşar Kemal'in son romanındaki "ada"ya çıktığımızda nasıl bir dünyada bulacağız kendimizi.
Ege'de şeftali ve kiraz çiçeklerinin süslediği bir ada ve "karıncanın su içtiği" deniz.
Kurtuluş Savaşı ertesi, mübadele yılları adadaki tek balıkçı Vasili'yle Anadolu'dan göç eden "Poyraz Musa"nın düşmanlıktan dostluğa dönüşen serüveni.
Sizi bilmem ama ben önümüzdeki pazarı iple çekiyorum.
Hoşgeldin, Yaşar Kemal.

Yazara EmailD.Sazak@milliyet.com.tr