Boykot ve ret

Yeni Parlamento henüz toplanmadan sıralar boşalmaya başladı. Hatip Dicle krizi, BDP’li bağımsızların Meclis’i “boykot” kararıyla tırmanırken, CHP’den milletvekili seçilen Balbay ve Haberal’ın tahliyelerinin mahkemece reddi, 12 Haziran seçimleriyle yeni bir sayfa açmaya çalışan Türkiye demokrasisi açısından yine sancılı bir döneme girildiğinin habercisi. Engin Alan ve KCK sanığı milletvekilleriyle ilgili süreç de tartışmaları genişletecek.
Önce BDP’nin tepkisine bakalım.
Boykot çözüm olur mu?
Bağımsızlar adına Diyarbakır’da Şerafettin Elçin’in yaptığı açıklamada, “Somut bir adım atılmadıkça Parlamento’ya gitmeyeceğiz” denilirken yine de açık bir kapı bırakılıyordu. Bu koşul demokratik siyasetin önünün açılmasıydı. Dicle’nin milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesi halk iradesinin gaspı olarak görülüyor. Ve Dicle’ye yakın gelecekte Meclis yolunu açacak yasal düzenlemeler konusunda güvence isteniyor.
AKP yönetimi ise topu YSK’ya atıyor.
Bekir Bozdağ dünkü basın toplantısında 22 Mart’ta hakkındaki ceza kesinleşen Hatip Dicle’yi 11 Nisan’da YSK’ya verilen listelerde aday gösterenlerin de kusurlu olduklarını savundu. Dicle’nin avukatları bu durumu yargıdan ve kamuoyundan gizlemişlerdi. Ancak öyleyse bile YSK’nın Dicle’nin adaylığını seçimlerden önce neden düşürmediği de ayrı bir sorun. Öte yandan YSK kararları kesin ve düzeltme isteği reddedildiğinde “yasama”nın nasıl bir çözüm bulacağı meçhul.
Bozdağ, 2002 seçimlerinde yasaklı olan AKP lideri Erdoğan’ın durumunun Dicle’ye benzemediğini söyledi.
“Dicle yoksa biz de yokuz” diyen BDP’liler boykotta kararlılar.
Ancak, Kürt siyasetinde demokratik çözüm konusunda yeni anayasaya bağlanan umutları rafa kaldırmak da doğru değil. Kürt milletvekilleri sadece Doğu’dan değil, Batı’dan da oy aldılar. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adaylarının sola açık mesajları toplumda destek gördü. Şimdi bir haksızlığa uğranmış olsa bile Hatip Dicle olayını “boykot”a dönüştürüp, yeni anayasa ve Kürt sorununun çözümü konusunda demokratik inisiyatifi Parlamento dışı güçlere terk etmek, çözümsüzlük tuzağına düşmek olur.
Silivri’ye gelince.
CHP’nin Ergenekon adaylarını milletvekili yapma siyasetine engel, mahkemeden geldi.
Balbay ve Haberal’ın tahliye istekleri reddedildi.
Ergenekon sanıklarının durumu Anayasa 14. madde kapsamına girdiği için “dokunulmazlık” açısından sorun olmayacak gibiydi. Milletvekili seçilenlerin delilleri karartmaları düşünülemeyeceği için tutukluluk hallerine son verilebilirdi. Sebahat Tuncel örneği söz konusuydu. Ancak sanıklar üzerindeki şüphelerin devam ettiği gerekçesiyle mahkeme ikiye bir çoğunlukla tahliyeleri reddetti.
MHP’li Alan ve KCK davası sanığı bağımsızlarla ilgili de benzer kararlar çıkabilir.
Keşke siyasi partiler kişileri kurtarma odaklı soruna ilkesel yaklaşabilselerdi.