Buse

Buse

       HÜKÜMETİN yeni bir hayat öpüğücüne ihtiyacı olduğu açık değil mi?
       Baykal dünkü CHP Grubu'nda Yılmaz'ın kendileriyle "seçim mutabakatı" oluşturma çabasını siyasal iktidarın ömrünü uzatma amacına bağlıyordu.
       CHP'nin dışardan desteği kesildiği anda, hükümetin ritmi düşüyordu.
       23 Nisan'da taraflar, Mart 1999'u planlayan bir seçim işbirliğiyle, iktidara 11 ay soluk aldırma fırsatı yarattılar.
       Ancak, CHP'nin sağladığı bu desteğin karşılığında, Mesut Yılmaz da Ekim 1998'de başbakanlığı bırakmaya razı olacaktı.
       O tarihten itibaren bir "tarafsız"ın yönetiminde altı aylık "seçim hükümeti" kurulacaktı.
       ANAP ve CHP liderlerinin 23 Nisan'da açıkladıkları işbirliğinin esasları böyleydi.
       Ancak, iki lideri "bağlayan" bu uzlaşmaya hükümetin DSP ve DTP kanatlarının yanı sıra, CHP içinden de tepki gelince Yılmaz, mutabakatın yeniden gözden geçirilmesini isteyen beyanlarda bulundu.
       ANAP kurmaylarına göre, Başbakan, seçimlerin 1999 Mart'ında yapılmasına "evet" demiş, ancak ekimde istifa ve "bağımsız başbakan" formülüne kesin onay vermemiştir.
       Baykal ise aksini söylüyor.
       23 Nisan'da 3 konuda da anlaşma sağlanmıştı.
       * Seçim gelecek yıl yapılacak.
       * Meclis'ten hazirana kadar karar çıkartılacak.
       * Ekimde tarafsız başbakanla altı aylık hükümet kurulacak.
       İlginçtir... O gün toplantıda, başka "ayrıntılara" da girilmişti. Örneğin, yerel ve genel seçimlerin birlikte yapılacağı "çift sandık" formülü görüşülürken, milletvekili tercihi de konuşulmuştu.
       1991 seçimlerindekine benzer yöntemle, vatandaşa iki katı milletvekili adayı arasından "tercih" kullandırılması CHP'nin isteğiydi.
       Baykal, öneriyi Mesut Bey'e açmış.
       Başbakan da, konuyu Yüksek Seçim Kurulu Başkanı'yla görüştüğünü, milletvekili tercihinin söz konusu olması halinde iki seçimin birden yapılamayacağını söylediğini Baykal'a aktarıyor.
       CHP lideri de, bu zorluk karşısında "o halde, tercihten vazgeçebiliriz. Martta iki seçim bir arada olacaksa, mesele yok" diyor.
       Baykal ve Yılmaz arasındaki görüşmenin ayrıntıları, Başbakan'ın bir "oldu bitti" ile karşılaşmadığının ipuçlarını veriyor.
       Bu kararda en fazla, CHP'nin oylarıyla gündeme aldırılan Meclis soruşturmasının izleri görülebilir.
       Ancak, Yüce Divan kaygısının olmadığı bizzat Mesut Yılmaz tarafından dile getirildiğine göre, sorun kişisel değil, siyasidir.
       Yılmaz, "seçim hükümeti" konusunda ortaklarını ikna edememiştir. Tarafsız başbakan formülü de, Cindoruk tarafından 12 Mart'ın "Nihat Erim" hükümetine benzetildiği için suya düşmüştür.
       Yılmaz - Baykal mutabakatının sürebilmesi açısından geriye, Türkiye'yi Mart 1999'da seçime götürecek hükümet süresini - CHP'nin de katılabileceği dörtlü koalisyon - 3 ay gibi makul bir takvime indirerek kısaltmak kalıyor.
       Dün konuştuğumuz ANAP'lı bir hükümet üyesi, Yılmaz ile Baykal arasındaki iplerin tümüyle kopması yerine, diyaloğun sürmesini öneriyordu.
       CHP lideri ise dünkü Meclis Grubu'nda "Mesut Yılmaz, anlaşmanın arkasında mı?" diyerek topu ANAP liderine attı.
       Baykal, kendisine dayatılan "yıkarsan yık" anlayışını reddetmekle birlikte şu uyarıyı yapma gereği duyuyordu:
     "CHP olarak, ülkemizi her türlü bunalımdan sakınarak sakin bir seçim ortamına götürürüz. (İsteyen istediğini yapsın. Hükümeti istedikleri anda yıksınlar. Konuşacak bir şeyimiz yok) diyorlarsa onlara uğurlar olsun. Hükümete hayatta başarılar dilerim."
       Bakalım, Baykal'ın busesi hükümete can verecek mi?
     Not: Dünkü CHP Grubu'na Baykal'ın seçim politikasını eleştiren 4 milletvekili katılmamış. Parti içi demokrasi beklentisi bir slogandan ibaret değilse, Gürkan ve arkadaşları gruba katılıp, kamuoyu önünde yaptıkları çıkışı ve itirazlarını milletvekillerine anlatmalıydılar. Onların olmadığı toplantıda Baykal'ın politikasının Meclis Grubu'nca onaylanması anlamlıdır!


Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr