Büyük resim

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, ABD Büyükelçiliği’ndeki resepsiyonda Albay Dursun Çiçek’le ilgili değerlendirmeler yaparken, “Konu sadece TSK değil, büyük resme bakmak lazım. Hukuk herkese lazım” diye konuşmuş.
2 Temmuz, 16 yıldır, Sivas katliamının da yıldönümü!
Devlet erkânı, Amerikalıların ‘Bağımsızlık Günü’nü kutlamak üzere 1993 yazında elçilik bahçesinde toplanırken Madımak’ta kuşatılan aydınların o linç ortamında birkaç saat içinde yanarak can verecekleri ihtimali akıllardan bile geçmiyordu! Hava kararıp buzlu viskilerin eşliğinde ülke ve dünya meseleleri konuşulurken, Sivas’tan ölüm haberleri peş peşe gelmeye başlamıştı.
33 aydını kurtarmaya, ‘rejimin teminatı’ olma iddiasındaki devletin polisi, askeri yetmemişti!
Paşanın önerisine uyup ‘büyük resme’ bakmadan önce Sivas’ta ve Türkiye’nin dört bir yanında yapılan törenlerde taşınan pankartları, resimleri, isimleri seçmeye çalıştım.
Asım Bezirci, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu, Yeşim Özkan, Menekşe Kaya...
O insanlar 2 Temmuz 1993’te bugün ‘yetki savaşımı’ veren güvenlik güçlerinin aczi nedeniyle yaşamlarından oldular.
16 yıl sonra neden hükümeti temsilen bir bakan, siyasi parti liderleri, askeri ve sivil bürokrasiye mensup yetkililer, Sivas’a gidip Madımak’ta ölenler anısına bir karanfil bırakmazlar?!
Devletin zirvesinde büyük bir ‘yetki savaşımı’ var. ‘Büyük resme’ Sivas’tan bakınca, Dursun Çiçek adlı albayın sadece 16 saat süren tutukluluğunun ardındaki kavgayı, askerlerin sivil yargı konusundaki direncini, darbe ve cunta girişimlerinin önünü almak için ‘emir komuta’ altında olmayacak bir hukukun önemini, değerini daha iyi kavrıyorsunuz.
MGK saatlerce toplanıyor.
Gece yarısı geçti diye yasalara ‘veto’ gerekçeleri hazırlanıyor.
Genelkurmay Başkanı’na inat tutuklandığı düşünülen albayı tahliye için mahkemeye yedek üye atanıyor.
Asker ile hükümet çatışmasın diye Cumhurbaşkanı ‘hakem’ oluyor.
Türkiye, 1960 ihtilalinden bu yana ‘demokrasi’ kavgası yapıyor. Darbeler, muhtıralar hep aynı gerekçeye dayandırılmış. Cumhuriyeti koruma, kollama. Ordu sivillere güvenmiyor. Gücü ve yetkiyi elinde tutmaya çalışıyor.
Bu kavganın merkezinde ise ‘Ergenekon’ var ve giderek siyasallaşıyor. Sivas’tan bakınca, ‘büyük resmin’ içine hak, hukuk, adalet girmiyor.
1993’teki gerici kalkışmayı hatırlamak ülkeyi yönetenlerin işine gelmiyor. Alevi toplumundan, Madımak kurbanlarından özür dilemek akıllardan geçmiyor.
Müze isteği savsaklanıyor.
1 Mayıs’ın, Çorum, Kahramanmaraş’ın, Kürt sorununda çözüm yerine 40 bin insanı kaybettiğimiz çatışmaların travması aşılamamışken, ‘Ergenekon şüphelisi’ bir albayı kurtarma seferberliğinden hareketle ‘büyük resmi’ anlamaya çalışmak hayli zor. Hele 2 Temmuz’da Sivas’taysanız, imkânsız.