Büyülü Fener

Türkiye gibi krizsever bir ülkede yaşıyorsanız, “futbolun büyüsü”ne kapılmamak olanaksız.
Kadıköy’deki Fenerbahçe gecesi, siyasetten bunalan insanlara ilaç gibi geldi; Şampiyonlar Ligi’ndeki güçlü rakibi Chelsea’yi deviren (2-1) sarı lacivertlilerin zaferi, Bağdat Caddesi’ni karnaval yerine çevirdi. Bir Beşiktaşlı olarak Fenerbahçe’yi kutluyoruz. Ayrıca bu başarıda payımız olduğunu da düşünüyorum. İnönü’deki son maçta Fenerbahçe’ye Colin Kazım’ı kazandırdık!
Kazım’ın Chelsea’ye attığı beraberlik golü müthişti.
Deivid ise inanılmazı yaptı; maçın başında kendi kalesine attığı golden sonra bitime 9 dakika kala cetvelle çizilmişçesine bir şutu 30 metreden kalecinin uzanamayacağı köşeye gönderdi.
Fenerbahçe, geriye düşse de kazanma motivasyonu güçlü bir takım.
Volkan’ın Sevilla’dan yediği iki golden sonra 3 penaltıyı kurtararak İspanya’da turu getirmesi büyük başarıydı. Bir kalecinin penaltı atışlarındaki korkusu anlaşılır ancak Volkan’ın bir de kaleyi Edu, Deivid gibi takım arkadaşlarından koruma sendromu var ki goller geldikçe takım açılıyor.
Chelsea maçında da Ballack, Drogba gibi yıldızlara gol şansı tanımayan Volkan’ın bu performansı Fenerbahçe’ye galibiyeti getirdi. Chelsea Teknik Direktörü Grant, 3-0, 4-0 bitecek bir maçta “Ayakta uyursanız, kaybedersiniz” diye konuşmuş. Futbol böyle bir şey. Son saniyeye dek maçı bırakmayacaksınız.
Dileğimiz, Fenerbahçe’nin haftaya İngiltere’den yarı finale çıkarak dönmesi.
Galatasaray’ın 2000 yılındaki UEFA Şampiyonluğu’nun ardından Fenerbahçe’nin bu yıl Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde elde ettiği başarıda Brezilyalı Teknik Direktör Zico ve oyuncuları kadar, Aziz Yıldırım yönetiminin payı büyük. Fenerbahçe istikrarlı bir yönetim ve “Burası Kadıköy, buradan çıkış yok” sloganına güç veren görkemli stadyumu ve gelir üreten işletme politikalarıyla da zirveye yükseldi.
Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’yi cebinden finanse eden ve giderek kulübü rehin alan bir yönetim anlayışı yerine kurumlaşmayı öne çıkarınca 100 milyon euro’luk bir güç doğdu. Fenerbahçe zengin bir kulüp haline geldi ama har vurup harman savrulmuyor. Transferde sokağa para atılmıyor.
Beşiktaş bu yönüyle de Fenerbahçe’yi örnek almalı.
Del Bosque’ye ödenen 8 milyon euro’luk tazminat kişisel kararların ağır faturasıdır.
Sporla başladık, siyasetle bitirelim.
Kapatılma davası nedeniyle AKP’yi “AB’nin ipine sarılmakla” suçlayanlar, futboldaki başarı çıtasının da Avrupa ligleri olduğunu gözden kaçırmamalılar. İçerideki başarı kimseyi kesmiyor!
Fenerbahçe’yi alkışlıyoruz.