Çankaya'ya vuran dalga

Çankaya'ya vuran dalga


       Rektör seçimleri, hükümete "sakıncalı" memuru kamu hizmetinden ihraç yetkisi tanıyan "hayalet kararname"ye tepkiler, F tipi cezaevi eylemleri derken "sistem"e yönelik toplumsal tepkilerin dalgası Çankaya'ya vurmaya başladı.
       Sonbaharda bu dalgaya TCK'nın 312'nci maddesi, idam cezasının kaldırılması, Erbakan'a af gibi Meclis'in gündemindeki "kriz" maddelerini de eklemek gerekecek.
       Dokuz Eylül Üniversitesi'nde YÖK'ün yol açtığı adaletsizliğe biz de "taraf" olduğumuz için öğretim üyelerinin demokratik tercihinin Cumhurbaşkanı'nca dikkate alınması ve Prof. Emin Alıcı'nın rektör seçilmesine "özerklik" adına sevindik. Ancak aynı duyarlılığın Malatya - İnönü ve Erzurum - Atatürk üniversitelerinde gösterilmeyişinin, Dicle ve Ondokuz Mayıs Üniversiteleri'nde sandıktan çıkan oyların hiçe sayılışının yol açtığı eşitsizliğin de altını çizmeliyiz.
       Samsun'da rektör seçimini protesto eden öğretim üyelerinin güvenlik güçlerince dağıtılması ise utanç vericiydi. Prof. Gülsen Öktem'in ezilme tehlikesi geçirdiği olaylar, öğrenci coplama alışkanlığından kurtulamayan polisin hocalara ayıbı oldu.
       Benzer hoşgörüsüzlüğü, tutuklu ailelerine karşı da izliyoruz.
       Nerede F tipi protesto eylemi görülse polis genç yaşlı, kadın erkek demedem kırıp geçiriyor.
       Rektör atamaları geride kaldığına göre artık kişileri değil, kurumları, YÖK'ü ve de üniversiteleri tartışmanın zamanıdır.
       Çünkü seçim süreci yüksek öğretim kurumlarındaki kaynamayı gözler önüne serdi. Öğrencisiyle, hocasıyla ve de her yıl milyonlarcası sokakta kalmaya aday üniversite adaylarıyla "sistem"i sorgulamak, Meclis ekimde açılınca "trafik terörü" gibi öncelik ve ivedilikle ele almak gerekiyor.
       Aksi halde olaylar iyi niyetli bilim adamlarını üniversiteden soğutmakla kalmayacak, sessiz sedasız kaçmalarına yol açacak.
       Prof. Nadir Paksoy'dan aldığımız bir mektup, seçimin "öteki yüzü"nü sergileyen çarpıcı örneklerle dolu. Paksoy'u Zimbabwe'de hekimlik yaptığı yıllardaki anılarından ve Türkiye'ye dönüşünde Kocaeli Üniversitesi'nde heyecanla göreve başladığı günlerden tanıyoruz. Öğretim üyeliğinden yeni istifa etmiş. Seçim sistemindeki çarpıklıklardan, adayların vaatlerinden, oy esasına yönelik kadrolaşmadan, kıyımlardan bıkıp usanmış. "Türkiye'de amirini seçen başka sistem, organ yok" diyor.
       Şu anda üniversitelerin çoğunda DP döneminin "Vatan Cephesi"ni andıran bölünmeler yaşandığını söylüyor.
       Kocaeli Üniversitesi'nde ana bilim başkanı olmasına karşın, demokratik yoldan yönetime gelenlerin "by pass" niteliğindeki tasarruflarını onur meselesi yaptığı için 25 yıllık hekimlikten sonra 11 yıl emek verdiği öğretim üyeliğinden istifa etmiş.
       Prof. Nadir Paksoy, "Bilim yuvasında oynanan oyunlar köyde muhtarlık seçimlerinde bile yaşanmıyordur" diye isyan ediyor.
       Madalyonun öteki yüzünü çevirince üniversitelerdeki sorunlar iyice açığa çıkıyor. YÖK yasası "sistem"i değiştirmenin başlangıcıdır ama sonu değildir. Yüksek öğretimde kapsamlı bir reform gerekmektedir.
       Tartışmayı üniversite kendi içinde başlatmalıdır!


Yazara E-Posta: dsazak@milliyet.com.tr