Cesur gazeteciliğin simgesi

Derya Sazak, Mehmet Ali Birand'ı yazdı... Birand'ı mesleğe Abdi İpekçi kazandırmıştı ve Milliyet'te aralıksız 27 yıl haber peşinde koştu

Usta bir gazeteciyi, Mehmet Ali Birand’ı kaybettik. Milliyet’in sembol isimleri arasındaydı Mehmet Ali Ağabey; 1980’lerde Türkiye askeri darbeye sürüklenirken Brüksel’de soluduğu demokratik iklimi haber ve yorumlarına yansıtır, Ankara’da parlamento kulislerinde koşuşturan biz genç gazetecilerin ufkunu açardı. “Satır arası” okumalarıyla Avrupa’daki havayı anlamaya çalışırdık.
Birand’ı mesleğe pek çok başka isim gibi rahmetli Abdi İpekçi kazandırmıştı.
Aralıksız 27 yıl çalıştı Milliyet’te. Uluslararası standartta yüzlerce habere imza attı.
Ordu üzerine yazdığı “Emret Komutanım” kitabı büyük yankı uyandırdı.
O zamana kadar “tabu” olan Silahlı Kuvvetler’in yapısı ve 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbeleriyle açığa çıkan Türkiye’yi yönetme hevesi konusunda çarpıcı bilgiler sundu kamuoyuna. Sonradan bu çalışmaları ekrana taşıdı; 32. Gün’le başlayan televizyon haberciliğini yakın tarihin siyasi belgeselleriyle sürdürdü.
1980-90’lar Milliyet’in yükseliş yıllarıydı.
Güneydoğu PKK olgusuyla tanışmıştı.
PKK’lılar köy basıyor, asker sivil demeden katliam yapıyorlardı.
Birand müthiş bir gazetecilik cesaretiyle Bekaa’ya gitti; Abdullah Öcalan’la görüştü.
Röportaj bomba gibi patlamıştı.
Tarihi bir kapakla çıktı 14 Haziran 1988 tarihli Milliyet. Güneydoğu’nun dağlarında aranan Apo, Birand’la masaya oturmuş PKK’yı anlatıyor, Türkiye’den isteklerini açıklıyordu. O gece DGM kararıyla gazetenin Ankara’daki matbaası basıldı. Gazetenin dağıtımı güvenlik güçlerince önlenmeye çalışılmıştı.
Aydın Bey ve Doğan Heper İstanbul’da, rahmetli Orhan Tokatlı ve ben gece yarısı gazete yüklü kamyonlara yol açmaya çalışıyorduk. Birand, sonraki günlerde “Gazetecilik yapmaya gittim, yıllarca suçlandım” diyecekti.
Oysa Türkiye’yi otuz yıl boyunca iç savaş ortamına sürükleyen, bugün de devam eden Kürt sorununa dikkat çekmeye çalışmış, sorunun “birkaç eşkıya” retoriğine indirgenmeyecek ölçüde ağır olduğu konusunda ülkeyi yönetenleri uyarmıştı.
Ne yazık ki o yıllarda tam anlaşılamadı görüşleri.
Amerikan Hastanesi’nde yaşam savaşı verdiği önceki gün, Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cenaze törenleri için Diyarbakır’a odaklanmıştık. Posta, Birand’a yakışan bir sayfa hazırlamış, barış mesajını öne çıkartarak “Haberler Çok İyi Mehmet Ali Abi” diye manşet atmıştı.
Yorulmaz bir gazeteciydi Mehmet Ali Ağabey.
Sonuna dek haber peşinde koştu. Gazete kağıt ve mürekkepten ibaret değildir, ona değer veren, ruh katan gazetecilerdir.
Mehmet Ali Birand, gazeteci gibi yaşadı gazeteci gibi öldü.
Birand’ın ailesine ve meslektaşlarına Milliyet’teki çalışma arkadaşları adına başsağlığı dileriz.

Cesur gazeteciliğin simgesi

1996’da Mehmet Ali Birand ile birlikte izlediğimiz Başbakan Mesut Yılmaz’ın ABD gezisi.

DİĞER YENİ YAZILAR