Ceza ve etik

Türk Ceza Yasasıyla gazetecilere yeni kısıtlamalar ve hapis cezaları getirilirken, İngiltere gibi demokrasinin beşiği bir ülkede de kimi zaman iktidarların aklını çelen yasalar yoluyla medyanın denetim altına alınması girişiminde Türkiyede ölçünün kaçırıldığı gözleniyor.CNN Türkte Tayfun Ertanın Söz Sizde programında AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fıratın yürürlük süresi 1 Hazirana ertelenen yeni Türk Ceza Yasasına ilişkin görüşlerini dinlerken, iktidarın basına hapis cezasında ısrarlı olmasını hayretle izledik.Fıratın ekrandaki yaklaşımından anlaşılan şu ki, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin karşı çıktığı şekliyle hükümet, İyileştiriyoruz derken, basınla ilgili cezaları artırma yoluna girmiştir. Oysa geçen yıl AB uyum yasaları çerçevesinde Basın Yasası değiştirilirken, hürriyeti bağlayıcı cezalar kaldırılmıştı. Sonradan anlaşıldı ki, yasadan çıkarılan hükümlerin daha ağırı yeni Türk Ceza Yasasına konulmuş. 23 ayrı maddede, gazetecilere 10 yıla kadar ağır hapis cezaları öngörülüyor.1 Nisanda bu şekliyle yürürlüğe girecek yasa son dakikada ertelenince TCYden olumsuz etkilenecek diğer meslek grupları gibi medya hukuku açısından da bir umut doğdu. İfade özgürlüğünü engelleyen, gazetecilere cezaevi yolunu açan bu düzenleme savunulamazdı.Nitekim Adalet Bakanlığı, gazetecilik meslek örgütlerinden gelen öneriler üzerine bir komisyon oluşturulacağını açıkladı.Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi Başbakan Erdoğan ile görüştü.Yasanın düşünce suçlarından arındırılarak yeniden düzenleneceği beklenirken Sayın Fıratın televizyonda iftira maddesine takılarak gazeteciler için hapis cezasını savunması yadırgatıcıydı.Resmi sırlar, gizlilik, iftira gibi maddeler, subjektif değerlendirmeye her zaman açık, baskıcı yönetimlerce kötüye kullanılmaya yönelik tuzak maddelerdir. Burada cezalandırıcı yasa hükümleri yerine etik kodları işletmek daha doğru olur.Sıradan bir yurttaş ile gazeteci arasında ne fark var; hakaret eden, iftira eden her kimse, mesleğine bakmaksınız cezalandırılır mantığı ilk anda kulağa hoş geliyorsa da, kamuyu aydınlatma adına görev yapan medyanın haber verme özgürlüğünün hapis tehdidiyle kısıtlanması savunulamaz.İktidar sözcüleri ne yazık ki bunu seslendiriyorlar. Oysa bu tür cezalandırmalar gazetecinin kişisel meselesi değil, doğrudan halkın haber alma özgürlüğüyle ilgilidir. Demokratik bir toplumda bu işlev ortadan kaldırılamaz.Medyadaki etik tartışmaya katkı açısından Başbakan Erdoğanı iş takibi yapan gazetecileri açıklamaya çağırıyoruz. dsazak@milliyet.com.tr Hukuk, medyada kalite kontrol mekanizması olarak işleyebilir mi, yoksa iletişim alanındaki düzenlemeler ahlak-etik konusu mu olmalıdır?