Çözüm yolu

Oktay Ekşi’nin en yaşlı üye sıfatıyla geçici başkan olarak açtığı 24. dönem TBMM’deki “yemin krizi” görüntülerini izlerken Metin Toker’in sözleri aklımıza geldi:
“Makulü normalde aramak!”
Evet, yeni parlamentoda normal olmayan bir durum vardı.
8 tutuklu milletvekili, mahkemeler tahliyelerini reddettiği için Meclis’e gelememişlerdi. 5’i KCK, 2’si Ergenekon, 1’i Balyoz davası sanığı 8 “seçilmiş” üye. Hatip Dicle’nin ise milletvekilliği YSK tarafından düşürüldü. Bağımsız 35 milletvekili de Dicle’yi almadan Ankara’ya gitmeyeceklerini ilan ettiler. Yemin törenini “boykot” ettiler. Ve bundan böyle her hafta Diyarbakır’da toplanacaklarını açıkladılar.
Yemin töreninin “protest” grubu CHP ise Meclis’te susma haklarını kullandılar.
CHP’li Oktay Ekşi yemin ederken ana muhalefet sıralarından hiç kimse kürsüye çıkmadı.
Böylece 2007 Cumhurbaşkanlığı seçim krizinin aşılmasındakine benzer bir tablo doğdu:
MHP boykotu kırdı; AKP’yi yemin töreninde yalnız bırakmadı. Kılıçdaroğlu’nun “Biz arkadaşlarımızı satmayız” sözleri MHP’ye tepkiydi.
Gün boyu televizyonlara da yansıdı.
Çiçeği burnunda parlamenterler de, yemin törenini ekran başından izleyen yurttaşlar da ekrana çıkan gazeteci ve akademisyenler de, ortada bir haksızlık bulunduğunun altını çizdiler. Ancak “çözüm yolu” Meclis’ten geçiyordu.
“Makulü normalde aramak” da böyle bir şeydi.
CHP, Balbay ve Haberal’la “dayanışma” gösterisini TBMM’yi bütünüyle kilitleyecek bir stratejiye dönüştürmeye çalışmakla, Ergenekon tarafından “rehin” alınan bir parti durumuna düştüğünün farkında değil miydi?
2 milletvekilini Silivri’den çıkarmaya çalışmakla, Ergenekon davasını tasfiye etmeye yönelik bir algı yaratmak arasındaki farkı CHP yönetimi nasıl göremez? Bu kararları kim alıyor? Planlamayı kimler yapıyor? Seçim öncesi yüzde 28’leri yakalamışken “liste”yi Ergenekon bağlantılı ulusalcılara açmakla, CHP’nin önünü kestiler. Şimdi de CHP’nin tek derdi ve önceliği Ergenekon sanıklarını kurtarmakmış gibi bir hava yaratıyorlar.
Bunu bir “demokrasi sorunu” gibi sunuyorlar.
Davanın özünün “darbeye teşebbüs” olduğunu unutturmaya çalışıyorlar.
Seçilmiş milletvekilleri nasıl olsa çıkacaklar ama, onların haklarını savunurken daha ilk günden TBMM’yi çalışamaz hale düşürmek CHP’yi Baykal’ın 2007 Çankaya krizinde oynadığı role sürüklüyor.
O zaman Anayasa Mahkemesi’nin “367 darbesi”ni sürükleyenler bugün de yangına körükle gidiyorlar.
AKP ise elbette sorunu çözme yükümlülüğüne en fazla sahip parti grubu. Yüzde 50 oyla iktidara gelen çoğunluk partisi soruna yabancı kalamaz. Ogün Samast, Murat Karayılan gibi örnekler yerine yapıcı çözümler sunabilirler.
TBMM Başkanlığı seçimi ve hükümet kurma çalışmaları tatil öncesi en az on beş günlük süre sunuyor.
Ortak aklın bulacağı çözüm için bu süre yeter. Kriz derinleştirilmek istenmiyorsa eğer...