Darbe ve intihar

Gelişmeler Orgeneral Başbuğ’u bir kez daha açıklama yapmaya zorladı. Genelkurmay Başkanı dün kuvvet komutanları ve “başkanları”nı yanına alarak medyanın karşısına çıktı. Askeri savcılığın aslını bulamadığı “belge”yi, “kâğıt parçası” olarak niteledi. Yeni bilgi ve deliller ortaya konulması halinde soruşturmanın yeniden açılabileceğini söyledi.
Türkiye iki haftadır Taraf gazetesinin yayımladığı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı tartışıyor.
Belge, Ergenekon şüphelisi bir avukatın bürosunda yapılan aramada ortaya çıkmıştı.
Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı belge “fotokopi” olduğu için kriminal incelemeden sonuç alınamadı. Albay’ın evinde ve bilgisayarında yapılan incelemelerde de metnin orijinaline rastlanamadı.
Başbuğ, medyada sürdürülen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik “asimetrik” psikolojik savaştan söz etti.
Örneğin belgenin “Nisan 2009” tarihli olduğu öne sürülüyordu.
Başbuğ, metnin üzerinde böyle bir tarih olmadığını açıkladı.
Nisan 2009 tarihi anlamlıydı; çünkü İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmaya rastlıyordu. Genelkurmay başkanı dışa karşı, ordunun demokrasiye ne denli bağlı olduğunu anlatırken, içerde “andıç” hazırlatarak iktidarı devirmeye çalışacaktı! Ya da, Başbuğ’dan bağımsız bir “cunta” faaliyet içindeydi.
Genelkurmay Başkanı dün bir kez daha altını çizdi: darbe, muhtıra, cunta gibi suçlamalar Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti standartlarına uymadığı gibi, kamuoyunu da usandırıyordu. Sonuçta bir “kâğıt parçası” ülkenin enerjisini tüketiyordu.
Başbuğ, ordu içinde yasadışı örgütlenmelere izin vermeyeceğini, “cadı avı”na yol açmamak kaydıyla Silahlı Kuvvetler içinde cuntacı eğilimleri barındırmayacağını ve Genelkurmay Başkanı’nın da Anayasa’daki konumu gereği “demokrasinin teminatı” olduğunu vurguladı.
İlker Paşa, “Doğru neyse çıksın” diyor.
Demokrasiye bağlılık mesajı veriyor.
Ancak nedense yeterli olmuyor!
Başbuğ dün “belge” meselesini MGK’ya da götüreceğini açıkladı.
Hükümetin de orada, TSK’dan rejime yönelen tehditler varsa açıkça masaya koyması gerekiyor.
Erdoğan cephesinde ilk kez “AKP’yi askere karşı kışkırtan” çevrelerden şikâyet ediliyor. “Cemaatler”den yakınma başladı. Başbakan’ın siyasi danışmanı Yeni Şafak yazarı Yasin Doğan, Başbuğ’un “durumdan vazife çıkaran” bir Genelkurmay Başkanı olmadığını belirtirken, “muhalefeti askere yükleyen çevrelerin oyun planları” bozuldukça kışkırtmaların da arttığını savunuyor.
İktidar, “belge”nin kaynağını ararken, Ergenekon’u soruşturan kadrolara yönelik “Gülenci” yapılanma iddiasının üzerine gitmesi gerekmiyor mu?
Askerler, “Belge yok” diyor. Eğer Başbuğ’un “kâğıt parçası” dediği andıç varsa bunu kanıtlamak sivillere düşmektedir.
Son darbeci Evren’in “intiharı düşündüğü” bir ortamda Türkiye’de artık darbe olmayacağına gerçekten inanabiliriz.