Davutoğlu yılı

Dış politikada 2010 yılına Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerindeki “eksen kayması” iddiaları damgasını vurdu. Ahmet Davutoğlu; Wikileaks belgelerinde Başbakan üzerindeki etkisi ve “fazlasıyla tehlikeli” diye nitelenen “Yeni Osmanlıcı” görüşleri nedeniyle adından en çok söz edilen bakan oldu.
Mevlana’yı anma törenlerinde birkaç saatliğine de olsa huzura erdiğini düşünürken, “soykırım” tasarısının ABD Kongresi’nin gündeme alınmak istendiği haberiyle sarsılmış. Ardından da KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun kalp ameliyatı haberi verilmiş. Hillary Clinton’dan telefon haberi geldiğinde ise tören sona ermek üzereymiş!
İstanbul’da dün “rutin dışı” bir gelişme oldu ve Dışişleri Bakanı’nın gazetecilerle yaptığı üç saatlik yılsonu değerlendirme toplantısı sırasında “kriz” çıkmadı.
Davutoğlu’nun bu tür toplantılarında fazlasıyla başvurduğu “off the record”lar arasında yeni bilgiler de gündeme geldi. Örneğin ABD Kongresi’nden bir “son dakika golü” yenilmesi halinde ne yapılacağı konusunda bir dizi karar alınmış:
“İncirlik Üssü’ndeki füzeler de gündeme getirilecek miydi?” diye sorduk. Yanıt vermedi!
Bakan Davutoğlu, “eksen kayması” ve “Yeni Osmanlıcılık” iddialarını reddediyor.
ABD ile ilişkilerde İran ve İsrail nedeniyle “türbülans” yaşandığını kabul ediyor. Toronto’daki NATO zirvesinde Obama ve Erdoğan’ın karşılıklı sitemlerde bulunduklarını ancak bu sürecin geride kaldığını belirtiyor.
Füze kalkanına atılan imza olanları unutturacak önemde!
Davutoğlu, “İran’ın nükleer teknolojiye sahip olmasıyla nükleer bombaya sahip olmasının” farklı olduğunu, Türkiye’nin bölgedeki tüm nükleer silahlara karşı olduğunu söylüyor. Ancak İran’a yaptırımların Türkiye’nin ekonomisini ve yükselen gücünü sınırlayıcı etkileri üzerinde çok hassas olduklarını anlattı. ABD’yi “takas” anlaşması sürecinde hiçbir zaman aldatmadıklarını belirterek, “Bizim iki dilimiz yok, tek dilimiz var. O da barıştır” diye konuştu.
Davutoğlu, Türkiye’nin ekseninin Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, 1950’lerde demokrasiye geçişten 2000’lerde AB ile başlayan tam üyelik müzakereleri ve AKP’nin özgürlükçü restorasyonuna dek “Batı’ya doğru” olduğunu anlatırken, bundan sapma olmadığını savunuyor. Ancak, “Biz hiçbir zaman Soğuk Savaş’ın cephe ülkesi de olmayacağız” diyor.
2011’de İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakereler İstanbul’da sürdürülecek.
İsrail’le ise seçimden önce normalleşme beklentisi var.
“Özür ve tazminat”, vazgeçilmez koşullar.
Davutoğlu, “Yangında uçakları göndermek Başbakanımızın kararıyla iki dakikayı aldı. Ancak İsrail’deki koalisyonun bizdeki gibi süratli davranma şansı yok. Biz 9 yurttaşımızı kaybettik. İnsani yönden bunun gereği yapılmazsa normalleşme olmaz” diyor.
Özetle... Dış politikada 2010 “Davutoğlu yılı” oldu!