Denktaş

Spor ve siyasetin iki efsane ismi.
İki adalı.
Yaşamı boyunca “Kıbrıs Girit olmasın” diye mücadele veren Rauf Denktaş ile Fenerbahçe ve Milli Takım’ın kaptanı Büyükadalı Lefter Küçükandonyadis aynı gün hayata veda ettiler.
Bir Beşiktaşlı olarak ezbere saydığımız 1960’ların şampiyon on biri dışında “arsa futbolu” devrinde top peşinde koşuşturan mahalledeki çocuklarla değiş tokuş yaptığımız futbolcu resimleri arasında FB’li Lefter ve GS’li Metin Oktay’ın özel bir yeri, değeri vardı.
Lefter’i dün son yolculuğuna sadece Fenerbahçeliler değil tüm futbolseverler uğurladılar.
“Kıbrıs davası”yla özdeşleşmiş KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da bugün Lefkoşa’da toprağa verilecek.
Bizim kuşağın anılarında Kıbrıs’la ilgili trajik olaylar vardır.
Çoğunu gazete başlıklarından hatırlarız:
Makarios, Enosis, Cengiz Topel’in uçağının düşürülmesi, Denktaş’ın bir motorla adaya çıkarken Rumların eline düşmesi. Adaya giden Türk jetlerinin ABD tarafından geri çevrilmesi. Ünlü Johnson mektubu.
1974’teki Barış Harekâtı.
Henüz gazeteciliğe başlamamıştık ancak sonraki yıllarda Başbakan Ecevit’in ricası üzerine çıkartma sabahı ABD’den gelen arabulucu Sisco’ya “sorulmayan soru”yu meslekteki ustalarımızdan dinleyecektik:
ABD’li diplomat askeri harekâtın durdurulması konusunda Ecevit’i ikna edemeyince Ecevit’e “Kapıda gazeteciler dolu. Şimdi ben onlara ne diyeceğim?” diye sorar. Ecevit de “Merak etmeyin. Ben şimdi rica ederim, gazeteci arkadaşlar size soru yöneltmezler” yanıtını verir.
Sisko’ya sorulmayan soru Ecevit’e de sorulmaz!
Sabaha karşı Kıbrıs’a askeri harekât başlar.
Denktaş, o sabah Bayrak radyosunda Türkiye ile saat farkını unutup çıkartmayı bir saat erken duyuracaktır.
“Bekledim de gelmedin” şarkısındaki sözler, paraşütçülerin göründüğü anda gerçek olmuştur.
Ankara’daki gazetecilik yıllarımız, “Kıbrıs’ta nihai çözüm” haberlerini kovalamakla geçti. Sevgili Nur Batur birkaç cilt kitap yazdı. 1988’de Davos’taki Özal-Papandreu zirvesini izlemiştik. Adadaki liderlerin de katılımıyla “dörtlü zirve” yapılacak ve anlaşma sağlanacaktı. ABD’de Çiller’in, Mesut Yılmaz’ın “Tamam artık Kıbrıs’ta çözüm sağlanıyor” dedikleri Clinton’lı toplantılara tanık olduk.
Annan Planı, referandum ve Güney Kıbrıs’ın tek başına AB’ye üye olduğu süreçlerden geçildi.
Denktaş, “maçı uzatma” üstadıydı. Topun ayağından çıktığı AKP döneminde, Talat’ın Cumhurbaşkanlığı’nda çözüm olmadı. New York’ta bir gece yarısı asansörde Mümtaz Hoca’nın gazetecilere attığı fırçadan ne denli hoşnut olduğunu hatırlıyoruz.
Son nefesini verirken, Hristofyas’a, “Kıbrıs’ın bağımsızlığı” üzerine selam göndermiş.
Kıbrıs’ta “çözümsüzlük” bugün onu son yolculuğuna uğurlayacak Erdoğan ve Gül’ü de “bağımsızlık” noktasına yaklaştırıyor!