DERSİM BAHARI

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 48 saat süren ‘dağ macerası’ pek çok yöne çekilecek mesajlarla son buldu.
Bize göre Dersim dağlarında yankılanan ses, Habur’da kaçan fırsatın önemini Parlamento’ya hatırlatmaktadır.
Aygün’ü kaçıran PKK’lılar, milletvekilini serbest bırakırken, ‘Bizi bu dağlarda unutma, barış için çaba göster’ diyorlar.
Savaşın anlamsızlığından söz ediyorlar. Eve dönmek istediklerini söylüyorlar.
CHP’li Aygün’ün dağdan dönüşte anlattıkları ‘Dersim baharı’ özlemidir:
“Âşık olduğum Dersim dağlarındaki iki günlük maceram bitti. Çatışma ortamına son verilmesi için daha çok emek sarf etmemi, bağımsız siyasetin bana daha çok yakışacağını söylediler. Kürt sorununun çözümü ve akan kanın durması için bu yolu seçtiklerini söylediler. Siyasi propagandaya dönük bir mesajdı. Can güvenliğime yönelik bir şey yoktu. Benden parlamentoda Kürt sorununun çözümü, ateşkesin sağlanması için daha fazla rol üstlenmem için ricacı oldular. Ellerinde silah olan insanlar yönünden barış isteğinin dile getirilmesi bence çok önemli.”
Kaçırılma ‘propaganda’ amaçlı da olsa Aygün’le söyleşi sırasında dile getirilenler gerçekçidir.
Dağdaki PKK’lıların söylediğini son olarak Kürt siyasetinin en etkin isimlerinden Leyla Zana da söyledi.
‘Silahlı mücadelenin yerini artık demokratik siyaset almalıdır.’
2009’da Hükümet, ‘demokratik açılım’ adıyla Kürt sorununun siyasi çözümü yönünde güçlü irade sergileyince PKK buna dağdaki güçlerini sembolik de olsa ‘silahsızlandırmaya’ dönük bir adımla karşılık vermişti.
O süreç Oslo’ya kadar uzandı.
Ancak KCK operasyonları süreci kesintiye uğrattı.
Uludere ise, sonunu getirdi.
Arap baharı’ ve Suriye’nin bölünme senaryolarına dayalı ‘Kürt baharı’ da PKK’nın yeniden bir ‘ölüm kalım’ savaşı başlatmasındaki dış etkenlerdir.
Genel kanı, bu coğrafyadaki etnik ve mezhepsel ‘fay hatları’nın ulus devletlerin başına hayli iş açacağı yönünde.
Türkiye Cumhuriyeti de bu sarsıntılardan etkileniyor.
Osmanlı’dan bu yana 600 yıllık devlet geleneği ve 90 yıllık cumhuriyet deneyimi Türkiye’yi öteki ülkelerden elbette şanslı kılıyor. PKK nasıl ki, savaşarak sonuç elde edemeyecekse, Türkiye’yi yönetenler de demokrasiden uzaklaşarak, daha fazla baskı ve güç kullanarak Kürt sorununu ortadan kaldıramazlar.
1930-40’larda o yol denendi.
Dersim’in dağları hâlâ barışa kucak açıyor.
Aygün’ü kaçıran gençler, ‘Bizi bu dağlarda unutma, barış için çaba göster’ diyorlar.
Kuşkusuz o çocukları ‘bağımsız Kürdistan’ adına dağlara çıkartanların da bu mesajdan alacakları dersler olmalı.
Daha kaç çocuk karakollarda şehit olacak, ‘dağlarda etkisiz hale getirilecek?’
Barış şimdi değilse ne zaman?!