Devletleşen Partiler

Devletleşen Partiler


Buzdağının 'görünen yüzü'nü araştıran Doç. Ömer Faruk Gençkaya'nın çalışması 'Devletleşen Partiler' adını taşıyor.
Türkiye'de parti sayısı 45'i buldu; siyaset, ülke sorunlarına çözüm üretmekte zorlandıkça, halkın yönetime olan güveni azaldıkça 'yeni oluşum' adına yola çıkanların sayısı artıyor.
İki alanda talep patlaması yaşanıyor:
Parti kurmak ve spor kulüplerinde yöneticilik yapmak!
Peki parti kuranlar, parasal kaynağı nereden buluyor?
Doç. Gençkaya'nın araştırması bu soruya yanıt arıyor. Türkiye'de 'siyasetin finansmanı'na ayna tutuyor. Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı'nca basılan çalışmada 1983 - 1998 arasındaki 15 yıllık dönem incelenmiş. Partilerin üyelik aidatları, bağışlar, mevduat ve kira gelirleriyle, kamusal mali destekleri ele alınmış. Anayasa Mahkemesi'nin 1983 sonrası düzenlilik kazanan mali denetimleri ışığında ortaya çıkan tablo şudur:
"15 yıllık dönemde siyasi partilere verilen Hazine yardımı miktarı 11.5 trilyondur. Aynı dönemde Hazine yardımından yararlanan partilerin toplam net gelirleri ise 24.5 trilyon lira olmuştur. Parti gelirlerinin yarısına yakını (yüzde 45) Hazine yardımından sağlanmıştır."
Hazine yardımı konusunda 'devleşen' partiler, parti içi demokrasinin en önemli ölçütü olan üye aidatlarında 'cüceleşmişler'dir.
1997 sonu itibariyle 13 milyon dolayında gözüken (40 milyon dolayındaki seçmen sayısının üçte biri) kayıtlı parti üyesine karşılık aidat yoluyla toplanan gelirler 'devede kulak' kalmaktadır.
Doç. Gençkaya 'Hazine'den beslenen' ve bankalardaki mevduatlar nedeniyle 'repoculuğa' kayan bu sistemin etkilerini 'siyasette kartelleşme' olarak nitelemekte ve şu sonuca gitmektedir:
"Toplumdaki farklı çıkarları savunmak ve bunları iktidara taşımak amacıyla kurulan siyasi partiler, yeknesak bir yapı içinde, devletle uyumlu bir anlayışa yöneltilmiştir. Bir başka deyişle, Türkiye'de, siyasi partiler için rekabet koşulları mevcut değildir. Siyasi anlamda devletle uzlaşmak zorunda kalan partiler, düzenli Hazine yardımıyla bir anlamda devletleşmekte'dirler. Ya da devlet, partileşmekte'dir."
Siyasetin finansmanında bir de buzdağının 'görünmeyen yüzü' olduğunu biliyoruz. Doç. Gençkaya, 'denetimsiz para' olarak geçen kayıt dışı bağışlardan söz ederken, kapatılan Refah Partisi'yle ilgili 'Kayıp Trilyon' davasına ve Alman eski Şansölyesi Helmut Kohl'ün sonunu getiren 'gizli hesap' skandalına dikkat çekiyor.
Türkiye'de ise başlıca 'kaçak alan'ı, seçim kampanyalarının 'açıktan' finansmanıyla milletvekili adayların harcamalarının oluşturduğu biliniyor. Yerel siyasetin finansmanı da kurumsallıktan uzak ve daha çok kişilere bağlı. Yolsuzluk olaylarında belediyelerin rolü ortada. Ancak 'elek' gibi olan bu sistemi denetlemek bir türlü mümkün olamıyor.
Sözde Siyasi Partiler Yasası bu açıdan da değişecekti!
Niye unutuldu. Siyasi etik, saydamlık, 'dürüst siyaset' sözlerine ne oldu?