Devrim vakti

Tunus’ta “Yasemin Devrimi” adıyla başlayan halk ayaklanması; 1990’ların başında Sovyetler dağıldıktan sonra “domino etkisi”yle sırayla devrilen Doğu Avrupa rejimlerine benzer şekilde komşu ülkeleri de etkilemeye başladı. Mısır’daki “cuma gösterileri” 30 yıldır işbaşında bulunan Hüsnü Mübarek’in de sona yaklaştığını gösteriyor. Enver Sedat’a yönelik suikast sonrası liderliği ele geçiren Mübarek, gelecek seçimlerde yerini oğlu Cemal Mübarek’e bırakmaya hazırlanıyordu.
İşsizlik ve yoksulluğun harekete geçirdiği “sokağın gücü” Mübarek Hanedanı’nın Mısır’daki egemenliğine dur deme noktasında. Mısır’da da “devrim vakti” geldi!
Teksas’ta emekliliğin keyfini çıkaran Bush ve eski Dışişleri Bakanı Rice’ın kulakları çınlasın. ABD’yi vuran 11 Eylül saldırıları ardından Afganistan ve Irak’ın işgali için düğmeye bastıklarında en büyük düşleri, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada “Büyük Ortadoğu Projesi”ni hayata geçirmekti. BOP denilen proje “demokrasi görünümlü ılımlı İslam” düşüncesi üzerine inşa edilmek isteniyordu. Ancak ABD açısından projenin şöyle bir zorluğu vardı: Irak’ta işgal yoluyla Saddam’ın diktatörlüğüne son verilmişti. İran’da “Humeyni Devrimi”nden sonra, Şiilerin Körfez üzerinden Suudi Arabistan ve Ortadoğu’ya uzanmalarının engellenmesi için 1980’lerde 8 yıllık İran-Irak savaşı boyunca ABD ve Batı’nın desteğini alan Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgale yeltenince “tehlikeli” bir diktatöre dönüşmüştü. ABD Irak’taki tiranlığa son verirken, Bush-Rice ikilisinin “demokrasi” vaadini Ortadoğu coğrafyasına yaymakta tereddüde düştü. Çünkü daha fazla demokrasi ABD’nin bölgedeki müttefiki Mısır ve Suudi Arabistan’daki dengelerin de değişmesi anlamına geliyordu. Dolayısıyla proje rafa kalktı. Obama seçildikten sonra da tümüyle unutuldu.
2003’teki Irak savaşından 7-8 yıl sonra Tunus’la başlayan devrim dalgası, Mısır gibi ABD’nin stratejik müttefiklerini de sarsıyor. Mübarek rejiminin de sonu geliyor.
Bu kez demokrasiyi ABD değil, halk istiyor.
20-30 yıldır değişmeyen, yolsuzluklara batan, toplumu yoksullaştıran rejimler, “ekmek ve özgürlük” sloganıyla sokağa inen kitleler tarafından değiştirilmek isteniyor. Ortadoğu’daki oligarşik yönetimler, Batı’yla bağları koparmamak adına iktidar-toplum dengesini laiklikle, muhafazakârlık arasında bir yerde tutmaya çalışırlardı. Tunus, Mısır, Yemen, Ürdün’deki ayaklanmalar bu dengenin “Radikal İslam”a doğru kayacağı izlenimini de uyandırıyor. 1990’larda Cezayir benzer süreçten geçmişti.
Filistin’de Hamas’ın Lübnan’da Hizbullah’ın güçlenmesi, “seçim yoluyla” iktidara gelmesi de yoksulluktan, işsizlikten, pahalılıktan bunalan kitlelerin tepkilerinin sonucuydu.
Mısır’da nüfusun yüzde 40’ı günde 2 doların altında kazanıyor. Halkın üçte biri yoksul. İşsizlik çığ gibi büyüyor. Ekonomik kriz, Ortadoğu diktatörlüklerinin sonunu getiriyor.