Dijital siyaset

Dijital siyaset


       Milliyet'in yazı işleri kadrosuyla dün Bilişim Fuarı'ndaki tanıtım toplantısına katıldık.
       Beylikdüzü'ndeki fuarı hala gezmeyenler için hafta sonu ideal fırsat. Gerçi uzaklık, park sorunu ve her gün 15 - 20 binin altına düşmeyen ziyaretçi yoğunluğu engel oluştursa da İstanbul'da TÜYAP dışında - teknoloji altyapısı da gerektiren büyüklükte - başka alan yok! Kalabalığa rağmen çok şık dizayn edilen standlarda teknolojik yenilikler hakkında bilgi alırken, animasyonları izlemek de mümkün.
       İnternet kuşağı açısından bakıldığında gençler arasında "fuarda kayda değer bir şey bulamayanlar" da var: "Kalabalığın bir bölümünü de promosyon malzemesi almaya ve kızlara bakmaya gelenler oluşturuyor."
       Eziyetli ama eğlenceli!..
       Türkiye gibi aktif internet ve bilgisayar kullanıcısının 1.5 milyonda dolaştığı 65 milyonluk ülkede, üç günde 150 bin kişinin Bilişim Fuarı'nı izlemesi fena sayılmaz.
       Bu yoğun ilgiyi de gençlerin oluşturduğu bir gerçek.
       Bilgi çağında rollerin nasıl değiştiğini de fuarda görmek mümkün; anne babaları çocuklar gezdiriyor!
       Uzmanlara göre "dijital dünya"da var olmanın Türkiye açısından hala üç büyük eksiği var:
       İletişim altyapısının geliştirilmesi.
       Yeni ekonominin insan kaynağını oluşturan genç girişimcilerin eğitimi.
       Ve eğitim.
       Okullar açılırken boya badana, masa sıra parasının bile "bağış" adı altında ailelere yüklenmek istendiği bir eğitim sefaletinde, sadece altı bin okulda bilgisayar bulunduğunu düşünebiliyor musunuz? Bunlardan da yazılım programına sahip "çalışabilir" olanların sayısı üç bin dolayındaymış. Diğerleri akvaryum gibi, müdür odasında duruyordur!
       Türkiye "internet devrimi"nin farkında; matbaanın 300 yıl geç girişindeki gibi bu defa teknolojiye yabancı kalınmadı ancak dünya bu yarışta çok önde gidiyor. ABD'de Clinton - Gore önderliğindeki atak, ülke ekonomisini Avrupa ve Japonya'nın önüne geçirdi. İngiltere ve Almanya gibi ülkeler bile "küreselleşmenin" ekonomik rantını tek başına yiyen ABD'nin farkı açmaması için interneti yaygınlaştırıp, gençlere yeni iş alanları açmaya çalışıyorlar.
       Türkiye'de de bu alanda bir önderlik gerekiyor.
     "Dijital siyaset" konusunda arama konferansları yapılarak, internetin sadece bir "chat" alanı olmayıp, ekonomiden siyasete toplumu nasıl dönüştüreceği konusunda düşünce üretilebilir.
       Dünkü toplantıda üniversiteler içinde "Yazılım Serbest Bölgeleri" kurulabileceği önerildi.
     "Dijital siyaset" geliştikçe, katılımcı demokrasi de güçlenecektir. Gelecek bilimciler "siyasetin gençleşmesiyle teknolojik değişim arasında doğrudan bağ kuruyorlar."
       Bilişim Fuarı'nda kendi işini sergileyen genç girişimcilerin yaş ortalamasına bakın 30'un altında, dünyanın önde gelen bilgisayar şirketlerinin genel müdürleri ise 40'ın üzerinde değil.
       Teknolojik, ekonomik ve siyasi değişim birbirini zorluyor.
       Ankara'ya bakın; kabine saatlerce toplanıp emekli yöneticilere "ombudsman"lık unvanı vermeyi tartışıyor. Keşke bu mesainin bir kısmı, havanda su dövülen komisyonlar yerine "bilişim dünyası"nda tüketilse... Bakanlarımız biraz da genç "vizyoner"ler arasında dolaşsa... Bilgi çağını atlarsak, daha uzun yıllar Cottarelli gibi "iyi yetişmiş" IMF memurlarının Türkiye bütçesine çekidüzen vermesine mahkum kalırız.
       Umudumuz bilişimin genç misyonerlerinde...



Yazara E-Posta: dsazak@milliyet.com.tr