Diplomasi çıtası

Diplomasi çıtası


       Pakistan'da yönetime el koyan General Müşerref'in, darbenin birinci ayında Ankara'ya yaptığı ziyaret, Türkiye'nin demokraside olduğu gibi "diplomasi"de de çıtayı yükseltmesi ihtiyacını gözler önüne sermektedir.
       21'inci yüzyılda hem birinci sınıf ülkeler liginde oynamaya aday olup hem de, "tarihi bağlarımız var" diye "dost" ülkelerdeki askeri yönetimlere göz kırpmak olmaz.
       Körfez emirlikleri dışında "resmi" davet alamayan Müşerref Paşa'yı çalışma ziyaretine çağırıp Batılı ülkeler nezdinde "meşrulaştırma" çabasının sağlayacağı fayda bir yana, geçmişte kendileri de darbeyle işbaşından uzaklaştırılmış Demirel ve Ecevit'in Pakistan Genel Kurmay Başkanı'na gösterdikleri bu ilgi, tuhaf kaçmıyor mu?
       Böylece askeri darbe Türkiye tarafından "dolaylı" şekilde onaylanmakta Müşerref yönetimi tanınmış olmaktadır.
       Nitekim Pakistan'ın "sivil elbiseli" askeri lideri de Ankara'yı ziyareti sırasında gördüğü "anlayış"ın altını çizmektedir.
       Belki son aylardaki yoğun temas trafiğinden kaynaklanıyor olabilir ama dış politikadaki "hazırlıksız" kimi çıkışların hükümeti yıpratmaya başlattığı gerçeği gözlerden kaçmıyor.
       Başbakan'ın Rusya gezisinin sonuçları ortada!
       Mavi akım protokolü imzalanmayınca Ecevit, Yeltsin'le görüşemeden Ankara'ya dönmek zorunda kaldı. Buna karşılık, Çeçenistan'a yönelik saldırıların en yoğun olduğu günlerde gerçekleşen ziyaret nedeniyle "insani boyut" ihmal edilmiş oldu ve Kafkas halklarının kırgınlığı Rusya kadar Türkiye'ye de yöneldi.
       Gezinin, iç politikada "kriz" malzemesi olması da hızlı trafiğin bir başka yansımasıdır.
       MHP'li bakanların Moskova Büyükelçiliği'ndeki değerlendirme toplantısına - Ecevit ve ANAP'lı hükümet üyeleri katılmış - alınmayışları protokol gafının ötesinde, enerji politikasındaki kimi tercihlerle ilişkilendirilmesi, ortaklar arasındaki "kuşku duvarı" nın geşeceğiyle ilgili soru işaretleri yaratmıştır.
       Kulislerde, 20 Kasım'daki DYP kongresinden sonra MHP'nin yerini bu partinin alacağı şeklinde senaryolar varsa da, bunlar şimdilik ihtimal dışıdır.
       DSP ile MHP arasındaki "af" sorunun da hükümet krizine dönüşmeyeceği, buradaki sıkıntı aşılamazsa "özveri"nin Ecevit'lerden geleceği, Rahşan Hanım'ın genel başkan yardımcılığından ayrılmasıyla sınırlı bir "tepki" gösterileceği öne sürülüyor.
       Kuşkusuz bunlar varsayım zaten bugünkü konumuz da iç değil, dış politika!.. AGİT zirvesinden söz etmek istiyoruz.
       18 - 19 Kasım tarihlerinde İstanbul'da başlayacak yüzyılın son büyük uluslararası toplantısına 54 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılacak. Türkiye'yi zirvede Cumhurbaşkanı Demirel temsil edecek. Başbakan Ecevit'in programında ise liderlere verilecek öğle yemeği gözüküyor. Program bu şekilde kesinleştiyse Clinton, Blair, Schröder, Simitis gibi liderleri katılacağı açılıştaki "aile fotoğrafı"a Başbakan giremeyecek demektir.
       Zirvenin sonunda "İstanbul Şartı" diye anılacak bir belge imzalanması bekleniyor.
       Çeyrek yüzyıl önce Demirel başbakan sıfatıyla Helsinki'de (1975) belgeyi imzalamıştı, 1991'deki "Paris Şartı"nda kriz son anda çözülmüş Özal ve Akbulut Türkiye'yi birlikte temsil etmişlerdi. İstanbul'daki Karadeniz Ekonomik İşbirliği zirvesinde (1992) Demirel bastırınca Özal, olayı protesto ederek Okluk'a gitmişti.
       Ecevit'in nezaketi AGİT zirvesinde bu tür manzaralara yol açmaz ama yüzyılın son büyük uluslararası toplantısı Başbakansız açılır mı?


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr