Doğu raporları

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2010 yılını Diyarbakır’da kapatmasının anlamı üzerine ekranlarda gün boyu yorumlar yapıldı. MGK’nın “özerklik ve iki dil” girişimlerini reddeden bildirisi ardından kente gelen Gül’e, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir tarafından Kürtçe-Türkçe Sözlük hediye edildi. Gül de belediyeyi ziyaretinde “Türkiye’de resmi dilin Türkçe olduğunu” vurgulama gereği duydu.
Cumhuriyet tarihi boyunca çözemediğimiz “Doğu-Kürt sorunu” 2011’in ana gündem maddesini oluşturuyor.
Devlet, 90 yıl sonra Kürtlerin varlığını tanıyor ama bu kez de anadilde eğitim, yerinden yönetim gibi demokratikleşme adımlarını atmakta direniyor. Hükümetin geçen yılki “açılım” politikasından MGK bildirileriyle sorunun çözüleceği noktasına dönülmüş olması dramatiktir. Oysa arşivler, 1930-40’lı yıllarda üstü örtülen kimlik, dil ve kültür farklılıklarının günümüze daha köklü ayrışmalar olarak taşındığını kanıtlıyor. 1980 askeri darbesinden sonra PKK’nın örgütlediği silahlı hareketin kaynağında da tarihten gelen “inkâr” politikası yatmıyor mu?
Tarih Vakfı’nın yayımladığı “Doğu Sorunu-Necmeddin Sahir Sılan Raporları 1939-1953” adlı kitap devletin onca yıl siyaset üretenleri ve toplumu nasıl aldattığının çarpıcı bir belgesidir.
Necmeddin Sahir Sılan Tek Parti döneminde Bingöl ve Tunceli’de CHP milletvekilliği yapmış, 1950 seçimlerinden sonra Demokrat Parti’ye geçmiş. CHP ve DP’ye seçim bölgesindeki gerçekleri anlatan 13 rapor yazmış.
Sılan kendisinden önce Doğu’nun etnik kimliğini gizlemeyerek “Kürtler”den söz eden Abdülhalik Renda’nın aksine yöre halkını “Dağ Türkü” olarak nitelemesine karşın, 1940’lı yıllarda yörenin tüm sorunlarını olanca çıplaklığıyla rapor etmiş. TBMM’de “Sen bu Kürtlerin işleriyle ilgilenme” diye uyarılmış.
1940’ların Doğusu yoksulluktan kırılmaktadır! Okulsuz, hastanesiz, elektriksiz, susuz, yolsuz öğretmensiz şehirler, kasabalar... Cumhuriyet’in Osmanlı’dan devraldığı miras Doğu’da tam bir sefalettir.
“Fırat’ın Doğu”su 1950’lerde bile günümüzün siyasi polemiklerindeki gibi CHP ile DP arasında “geçilemez” bir yerdir. Dersim katliamı devlet gücünün acımasızlığını göstermektedir. Nüfus sayımlarında Tunceli’deki kayıpların çok azı görülmektedir.
Zafer Toprak kitabın önsözünde, “Devlet, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yapı hakkında ayrıntılı bilgiye sahipti. Bunu çok gizli anlamına gelen ‘üç hilalli’ hizmete özel raporlarda görebiliyoruz” diye yazmış.
Raporlarda Türkçe bilmeyen “Dağ Türkleri”nden söz ediliyor ama bu insanların hangi dili konuştuklarına değinilmiyor.
Kürtler elbette ki kendi dillerini konuşuyorlardı. Bu gerçek, 90 yıldır bilinmesine karşın MGK bildirisiyle sorun yok sayılabilir mi?
“Devekuşu Politikası”nı sürdürmenin kime ne faydası var?!
YENİ YIL BARIŞ GETİRSİN.