DTP’nin Kürtçe açılımı

29 Mart seçimleri öncesinde “açılım’ yapan partilere DTP de katıldı. DTP lideri Ahmet Türk, partisinin Meclis Grubu’nda “Kürtçe” konuştu.
Ve “kriz”, “kavga” gibi ekran-felaket tellallığının aksine “kıyamet” kopmadı!
CHP’nin çarşaf, Kuran kursu, AKP’nin Alevi, TRT’nin Kürtçe açılımı derken DTP de kendi açılımını yaptı. Ahmet Türk, DTP Grubu’nda 21 Şubat “Dünya Anadil Günü” nedeniyle Kürtçe konuştu. TRT 3’ten yayın yapan Meclis TV yayını kesti. Oysa Ahmet Türk’ün TBMM çatısı altında kendi dilinden konuşması CHP ve AKP’nin açılımlarına göre daha gerçekçi ve inandırıcıydı.
Siyasi partilerin Meclis gruplarına seçmenler de katılıyor. Ve salı günkü toplantılar, halka açık bir platforma dönüşüyor. Liderler, milletvekillerine özel mekânı kamuoyuna açık şekilde kullanıyorlar.
Ahmet Türk’ün Kürt kökenli milletvekili ve seçmenler karşısında anadilinden konuşması, anayasal açıdan tartışmalı olsa bile demokratik açıdan sorun oluşturmuyor.
Türkiye, Leyla Zana’nın “Kürtçe yemin etti” diye protesto edildiği, DEP milletvekillerinin Meclis’ten alınıp cezaevine konulduğu ve 10 yıl süreyle tutuklu kaldıkları 1990’lı yıllardan hayli farklı, demokratik hak ve özgürlükler açısından ileri bir noktada.
Başbakan Erdoğan, TRT Şeş’i açarken, Kürtçe “hayırlı olsun” diyebiliyor.
Ahmet Türk de bunu hatırlatarak, “Kürtçe Kürtlere yasak, AKP ve devlete serbest mi olacak?” diye soruyor.
Kürt sorununa, siyasi demokratik çözüm bulmak, barış içinde birlikte yaşamak isteyen bir toplumda “dil sorunu” olmamalı. Nitekim üniversitelerde Kürt enstitüleri açılıyor.
TBMM’deki siyasi grupların, “Kürtçe konuşan” Ahmet Türk’ü eleştirmek yerine Kürt sorununun çözümüne odaklanmalarında yarar var. Bu işin en önemli yanı da PKK’yı silahsızlandırmak. Şiddeti ortadan kaldırıp, “siyaset dili”ni geçerli kılmak. Ahmet Türk de Meclis Grubu’nda konuşmakla sonuçta siyaset yapıyor. Ancak “Seçimle işbaşına geldiler” diye Hamas’ı savunan çevreler, nedense DTP ile “diyalog” yolunu seçmiyorlar.
AKP iktidarı, Kürt sorununun çözümünü Diyarbakır’da seçim kazanmaya endeksliyor.
Oysa PKK’nın tümüyle silah bırakacağı, Kandil’in boşaltılacağı DTP’nin ve öteki siyasi hareketlerin Kürtleri Meclis’te temsil edeceği çözüm en geçerli çözüm.
Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki 10. yılı nedeniyle “Aydınlara mektubumdur” diye yazdığı görüşlerinde de silah yerine siyasi çözüm konusunda hayli çarpıcı bölümler var. Sınırların, ayrılığın düşünülmediği, silahların tümüyle sustuğu bir ortamda, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” altında bir arada yaşama isteği dile getiriliyor.
Kürtlerin etnik varlığının Anayasa’ya yazılması düşüncesi yerine, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün dil ve kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder” deniliyor.