Ev hapsi

PKK’nın “eylemsizlik” kararını 12 Haziran seçimlerini beklemeden sona erdirmesi Güneydoğu’da baharla birlikte şiddet olaylarını yeniden tırmandırabilir. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “6-7 aydır devam eden bir ateşkes var. Hükümet bu arada tek bir somut adım atmadığı gibi, Kürt sorunu gündemde yokmuş gibi davrandı” diyerek Tunus ve Mısır’da olduğu gibi halkın kendi taleplerini meydanlarda ifade edebileceğini duyurdu.
DTP’nin İmralı’da tutuklu Öcalan’la ilgili “ev hapsi” istemi de “ateşkes”in sona erdirilmesiyle eşzamanlı bir pazarlık kozu olarak gündeme getirilmekte. BDP İstanbul milletvekili Ufuk Uras, Adalet Bakanı ile görüşmesinde bu öneriyi iletmiş. Bakan Ergin de Öcalan teklifini “Şu anki konjonktür müsait değil, toplum hazır değil” diyerek reddetmiş.
BDP’li Uras bir süre önce de Başbakan Erdoğan’ı ziyaret etmişti. Anlaşılan BDP seçim kampanyasını Öcalan’ın “serbest bırakılması” üzerine inşa edecek!
Yakın bir tarihte olmasa bile gelecekteki bir “af” için zemin oluşturacak. Aslında bu modele yabancı değiliz; Güney Afrika’da Mandela’ya “özgürlük yolunu” da “ev hapsi” açmıştı. Kanal 24 televizyonu geçenlerde Mandela sürecini anlatan bir filmi ekrana getirmişti. “Olmaz” denilen pazarlıkların hayata nasıl geçtiğini anlatıyordu film.
Mandela’nın özgürlük mücadelesi Güney Afrika’daki ırkçı rejimin de tasfiyesi anlamına geliyordu.
Kürtler, 1980 sonrası PKK’yı silahlı mücadeleye yönelten koşulların Öcalan adı etrafında Cumhuriyet tarihi boyunca tanınmamış hakların elde edilmesiyle sonuçlanması beklentisi içerisindeler. Türkiye bu süreci 1960-70’li yıllardan itibaren iyi yönetebilseydi, 40 bin yurttaşımız “terör” kurbanı olmazdı.
Dolayısıyla Mandela’nın direnişinden farklı olarak, Öcalan’ın 1990’larda kanlı bir iç savaşa kadar götürdüğü silahlı eylemlerin ağır bir bedeli var. Öcalan, Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmeseydi, çatışmalar uzayıp gidecekti.
Nitekim PKK’nın Kandil üzerinden sürdürdüğü gerilla mücadelesi bu tehdidin son bulmadığını gösteriyor.
Seçimlere 3 ay kala “eylemsizlik” kararının kaldırılması PKK’nın gerçekte “silah bırakmak” istemediğine yönelik kuşkuları artırmaktadır. Üstelik bu karara, bir de Öcalan’a “ev hapsi” gibi Türkiye kamuoyunun kaldıramayacağı bir istemi eklerseniz, demokrasi ve siyasi çözümlerin önünü tümden kapatırsınız.
BDP’nin haklı olduğu bir nokta var; hükümetin, “demokratik açılım” sürecini neden dondurduğu bilinmiyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İmralı’da Öcalan’la yapılan görüşmeleri hatırlatarak, “Eğer PKK elime yeniden silah alıyorum diyorsa, Başbakan’ın görüşmelerin hangi noktada tıkandığına ilişkin bir açıklama yapması lazım” diye konuşmuş.
Kürtler siyasi taleplerini keşke seçime “PKK ve Öcalan” gölgesi düşmeden ifade edebilseler.
Barışı salt Öcalan’ın haklarına endekslemek gerçekçi mi?